18 Mayıs 2012 Cuma

Defnoş gezmelerde

Küçük kuzum büyümüşte, arkadaşlarıyla geziye gidermiş. Geçtiğimiz perşembe günü oyuncak müzesine geziye gittiler. Geldiğinde görmeniz lazımdı. Çenesi hiç susmadı. Giderken de çok heyecanlanmış. Öğretmenine "öğyetmenim karnımda karıncalar geziyor sanki" demiş. 
En çok denizaltı (ben hiç gitmedim bilmiyorum) olan kısmı sevmiş. 
Bunlarda ilk gezimizden fotoğraflar :))






15 Mayıs 2012 Salı

Kızım isteyince

     Bay becerikliyi izleyipte bu şekilleri tanımayan var mı? Tarçınlı kurabiyem bloğunda küçük kızı Almina için yapmıştı annesi. O sırada Defne de bloğu bakarken gördü. Bana da ya bana da yap diye tutturdu. Zaten tam bir bay becerikli hastasıyız (bende).  Erteledim sürekli ama sonunda yaptık. Şimdi bay becerikli başlayınca hemen koşup şekilleri alıp eşlik ediyor.
       Bunlarda Kızçem için diktiğim sandalye minderleri. sürekli sulu boya yaptığı için sandalyelerimiz ve masamız çok kirlendi. Şimdilik böyle bir çözüm buldum. Ama şu siprey boyalarla boyamak istiyorum. Bakalım sıkıldığım bir ana saklıyorum.
    

Bu da minderimiz. Eski hali aşağıdaki gibiydi. Defne için bebekken dikmiştim. Çok seviyordum. Defne de seviyordu, ama bu sene Defnenin odasında balkon kapısından soğuk gelmesin diye önüne koymuştum. Bir baktık ki arkası küflenmiş. Yıkadım ama çıkmadı. Defne zaten tikli olunca küflü diye odasına bile sokturmadı. Ben de yenilemek zorunda kaldım. Yeni halini de seviyor şimdi. fotoğrafını zor çektirdi.



7 Mayıs 2012 Pazartesi

Tavsiye ederiz, sizde alıp okuyun

Defne'nin kitaplarını artık hiç yazamıyorum. O kadar çok kitap alıyoruz ki. Hepsini yazmaya kalksam  herhalde bloğun adını Defnenin kitapları bloğu şekline dönüştürmem gerekir. Defneye ilk kitap almaya başladığımda nereden başlamalı nasıl kitap almalıyım derken bloglar sayesinde tübitak yayınlarıyla tanıştım. Neredeyse bütün bütün kitaplarını yavaş yavaş tamamladım. Yeni çıkan serisinden de bir kaç kitabımız oldu. Sonra ise Defnenin ilgisine göre ve kitabın içeriğine göre kitap seçmeye başladım. Milly Molly serisi ile aslında tanışalı baya zaman oldu. Birisi tarafından önerildi bana. Hatta okul öncesi serisini ( tudem yayınları) ödünç alarak okuduk. O zaman onu çok beğendim. Ama hiç bir kitapçıda bulamadım. Daha önceden de internetten sipariş ettiğim kitaplardan birisi yırtık çıkınca, başka bir kitapçıdan bir ayda kitap gelmeyince siparişte vermedim. 
Bu nerden geldi derseniz. Bizim okullara yayın evleri gelir ve kitap tanıtımı yaparlar. Benim tenefüse çıkmadığım bir an gelmiş tanıtmış ve gitmişler. Malesef kaçırdım. Masanın üzerine de bu örneği bırakmışlar. Ben görünce aaaaaaaa milly molly deyince diğer arkadaşların bana bakışını tahmin edersiniz. Tabi kimsenin ilgisini çekmeyince dururmuyum hemen aldım. Neyseki kitabın içine adam iletişim telefonunu yazmış. En kısa zamanda siparişini vereceğim. Diyeceksiniz ki eee sadede gel. Kitap içerik olarak, anlatım dili olarak, resimler açısından çok güzel. Kitabın başında sonunda ve bazı kısımlarda sizi yönlendiriyor. Neler sormanız gerektiği gibi... Bu arada çizgi filmi de var. Defne ingilizce olmasına rağmen çok severek izliyor. Milly molly diye aratınca çıkıyor. Biz kaçak fasulyeyi çok sevdik. Diğer serileride mutlaka alacağım. Size de tavsiye ederim.
  

30 Nisan 2012 Pazartesi

Bu da bizim içli köftemiz

    Bu aralar annem bizde. Eve annem gelince bizim evde yöresel yemekler pişer.Bunların başında da içli köfte gelir. Çok seviyorum ama tek başıma yapmak çok zoruma gidiyor. Annem gelince çok çok yapıp buzluğa atıyorum.
    
 Bu içli köftenin bulguru hazırlandıktan sonraki ilk hali. Benim makinem var. Bulgurunu orada hazırlıyorum. Bu şeklide o makineden çıkararak yapıyoruz.
     Biz bulguruna patetes ya da irmik koymayız. Çiğ köftelik yağsız ve damarsız et koyarız.Bir adet kuru soğan, salça ve birazcık un da ekleriz. O yüzden çok lezzetli oluyor ve bir yiyen bir daha vazgeçemiyor. 


   
   

İlk halini parmağınıza alıyorsunuz, bir elinizle de altından tutup ve bir ucunu kapatıyorsunuz. Sonra içine kıymalı harcı koyup diğer ucunu da kapatıyorsunuz. İçli  köfteler oluşuyor.



     En son olarak bol ve kızgın yağda kızartıyorsunuz. Tabi benim gibi arada bazılarını fazla kızartmıyorsunuz. Yoksa çok kıtır olur.
     Tabi isteğe göre kaynamış suya atarak kaynatabilirisiniz de. Ama kızartmanın tadını bulamazsınız. 
  Tavsiye ederim yemeyen varsa mutlaka yesin. Ama lokantalarda değil. Çok kötü  yapıyorlar. Gerçekten bilen birinin elinden yemelisiniz. Afiyet olsun...

16 Nisan 2012 Pazartesi

Minik kızçemin resimleri

Defne  de her çocuk gibi resim yapmayı çok seviyor. Ben artık hangi resmini saklayacağımı şaşırıyorum. Daha bu yaşta bir sürü resim birikti. Çok mu güzel yapıyor derseniz, bana göre  güzel.Yaşına göre birşeyler çiziyor işte.
Her çocuğun yaptığı resim özeldir. Çünkü onun iç dünyasını yansıtır.
 Bu resimlerde Defne'den işte..
.
n
Yaklaşık bir ay önce yaptığı bir resim kızçenin. Resimdeki kendisi üzerine elbise giymiş. Mor olanda evimiz bacasından dumanları çıkıyor. Her çocuk gibi güneş ve bulutu bir arda çizmiş.
La la şekilleriz biz.Yok mu bu şekilleri tanıyan. Direnin de gözleri var ama siyaha boyadığı için pek belli olmuyor.
Bu resim benim için özel bir resim. Defne ilk defa üçümüzün resmini bir arada çizdi. Benim resmimi hiç çizmezdi. Saçlarım nasıl ama kırmızı ve diken diken. Babasında ki mor olanlar ise onun sakal ve bıyıkları. Hepimizin kırmızı yanaklarına bence diyecek yok. babasının gözleri mavi olduğu için sarı olan gözleri, mavileri ise gözbebekleriymiş. 

Mıknatıs deneyimiz

      Defne için yaptığımız başka bir ödev daha. Okuldan evde bir deney yapmamızı ve bu deneyi okulda çocuğun anlatıp yapmasını istemişlerdi. Benim de aklıma mıknatıs deneyi geldi. 
      Malzemeler evde bulunan kağıt, tahta, demir, kumaş, plastik malzemeler ve mıknatıs.
       Bütün malzemeleri bir havuzda topluyoruz. Daha sonra bütün malzemeleri mıknatısa yaklaştırıp ne hissettiğini, mıknatısa yapışıp yapışmadığını, mıknatısın çekip çekmediğini soruyoruz. Mıknatısın çektiği ve çekmediği malzemeleri ayırıyoruz. Ne tür malzemeleri çektiği üzerine konuşuyoruz.

14 Nisan 2012 Cumartesi

Bir avuç toprak

             Bahar geldi, çiçeklerin havalanma mevsimi de geldi. Eşim bu işi çok seviyor. Ben de seviyorum ama sonrasında o çamurlu balkonu temizlemek çok zor geliyor doğrusu. Bu yıl Defne ve babası çiçekleri havalandırdı. Toprakla nasıl oynadı bilseniz. Bu iş bittiğinde ise anne çok eğlendim çok demesi oldu.
             Çocuk ne yapsın ancak çiçekler sayesinde toprak görüyor.Şimdiki çocuklar bu yönden ne kadar şansızlar. Bizler akşama kadar çamurun içindeydik. Bizim oyun hamurlarımız gerçek çamurdu. İçinde kimyasal madde korkusu olmadan, aman kokusu zararlı mı demeden, markası ne diye düşünmeden hiç ama hiç korkmadan içindeki solucanlara rağmen ; neler yapardık neler çamurlardan. Her yerimizden çamur akardı. Eve koşunca annem ne kızardı ama:)) Doğru banyoya...
  Ama ne güzeldi korkusuzca ve doyasıya çocukluğumuzu yaşamak...Keşke çocuğumuza da yaşatabilsek...



5 Nisan 2012 Perşembe

Buralardayız ama...

   Ölüyoruz, anne kız yine hastayız. Küçük kuşum hem öksürük, hem grip, hem ateş. Üstüne birde bitmeyen kabızlık sorunu. Artık poposu kanayınca Dr. aldık soluğu. Bir sürü ilaç. Bağırsak düzensizliği varmış. Uzun soluklu bir tedavi.Ben ise grip. burun çekme yarışına girdik kızçemle. Elimizde tuvalet kağıdı ruloları geziyoruz.
    Ama hayat devam ediyor. Yaşasın bahar. Bütün kış söz verdiğim ve ertelediğim  fasulye dikme olayı. Büyüteç meraklısı kızım. İşte bizden kıssadan hisse.
 Hafta sonu üniversite arkadaşlarıyla küçük bir buluşma. Oradan sahilde yürüyüş. en çok Defne sevindi. Çimenlerde koşuşturup durdu.
Yaşasın özgürlük, yaşasın çocuk olmak...
   

21 Mart 2012 Çarşamba

Defneden açık hava konseri

video
Hafta sonu sonunda hava ısınmaya başladı ve bizde soluğu sokakta aldık. Defne durur mu? Bisikletim de bisikletim. Bisikletin önündeki kova nasıl ama kalem kovamızı bağladık. Önüne telefonunu koyacakmış. Seslendirme çok iyi değil kusura bakmayın. Rüzgara maruz kaldık. İyi seyirler...

13 Mart 2012 Salı

ev ödevimiz

     Defne bu kreşe başladığından beri her hafta sonu eve aile etkinliği gönderiyorlar. Defnoş zaten aktivite meraklısı olduğu için benimde işime geliyor. En azından düşünmekten kurtuluyorum. İlk hafta kavanoz süsleme etkinliğimiz vardı. Evde olan malzemelerle Defnoş bir şeyler yapmaya çalıştı. Sonra düşündüm ki marketten alınan evin bir köşesinde bekleyen kavanozları süsleyip kullanabilirsiniz.  Daha sonra şapka yapıp süsledi ama onun resmini çekmeyi unutmuşum.
   Birde bu aralara uzaya merak saran küçük kızım roket yaptı. Roketin şapka kısmı hariç hepsini kendisi yaptı. Şu meşhur ineklerini içine koyup koyup uzaya, aya götürüyor. 
Bu aralar en çok ilgilendiği konu ; gece gündüzün ve mevsimlerin nasıl oluştuğu. Anlayabileceği dile çevirip anlatıyorum. En çok üzüldüğüm internette okul öncesine yönelik bu konuyla ilgili hiçbir bilgiye ulaşamam oldu. Bu konuda bildiğiniz kitap ya da başka şeyler  varsa bilgilendiren olursa sevinirim.
Her şeye rağmen küçük kuzu bu konuyu biraz kavramış. Anne  artık dünyamız güneşe yaklaşsın ben denize girmek istiyorum, çiçekler açsın istiyorum. piknik yapmak istiyorum , etek giymek istiyorum diye söyleniyor.
 Bu da inkeleri uzaya uçurduğu roketi :)))


5 Mart 2012 Pazartesi

oradan buradan...

      Ah bu etek sevdası beni öldürecek.  Bu aralar en büyük takıntımız.Kar kıyamet falan fark etmiyor. Kreşten geliyoruz, daha kapıdan girmeden doğruca odasına koşuyor ve üzerinde ne varsa çıkarıp etek giyiyor. Sadece etek giyse iyi üzerini de değiştiriyor. Neymiş o üzerindeki eteğe uyarmıy mış, yok rengi uygun değilmiş. Bırakın onu etekle yatacağım diye bas bas bağırıyor. Uyuyunca üzerini değiştiriyorum. gece kalkıp eteğim nerede diye ağlıyor. Neyse bir şekilde ikna edip yatırıyorum.  Yok artık baş edemiyorum. Tipik kadın milleti işte. Daha üç yaşında gösteriyor kendini. Hani ben süslü olsam anlayacağım. Bu kız bana çekmemiş. Ben ki saçını taramaya üşeniyorum. Bizim ki daha şimdiden bu buna uymuş mu, bu rengi beğenmedim...Bakalım bu işin sonu nereye ulaşacak. 
  Bir de bu konuşmayı yazmam lazım. Babası işten geldi, yemek yiyoruz. Babasına baktı;
 -Hey genç adam sen ne yakışıklı olmuşsun böyle, dedi. Bizi düşünün genç adam lafına koptuk zaten. Bana hep anne sen yaşlanmışsın bak saçında beyaz var deyip dururken, babaya genç adam de  :(( 
  Konuşma hat safhada zaten, yeni kreşte kitaplara yine dönüş yaptık. Eski kitap kurdu Defne yine geldi. Tabi bir sürü yeni kitapta beraberinde geliyor. Bir daha üşenmessem yeni kitepları ekleyeceğim.  Bu ara mutlaka tübitak yayınlarına bir bakın bir sürü yeni kitap çıkmış. Çok güzeller. Kitapçıya girince kendimi alamıyorum. Ne yapayım bu da benim takıntım. 
  Ne yazacaktım ne yazdım yine, o kadar işin arasında...
    

26 Şubat 2012 Pazar

:))))

-Anneciğim televizyon izleyebilir miyim?
- Hayır tatlım bugün izledin zaten.
-İzliycem işte, izliycem işte ...
(başka çare kalmayınca)
- Olmaz kızım,   hem elektrikler kesildi.
Ben bu sözü söylediğim anda Defne koşarak prize koştu ve;
-Bak anne kesilmemiş lamba yandı.
 Artık suratımdaki ifadeyi siz düşünün  :(((

23 Şubat 2012 Perşembe

Her şey sil baştan

    Defne'nin kreşe başlama macerasını altı ay önce yazmıştım.  İlk kreşimizden ayrıldık bu hafta da yeni kreşe başladık. Ayrılma nedenimiz çok aslında. Ama bunları yazarak canımı tekrar sıkmak istemiyorum. Sadece en son bardağı taşıran damla Defne'nin bez bağlayan arkadaşlarına özenip altına çiş yapması oldu. Düşünsenize 20 aylıkken tuvalet eğitimini tamamlamışken resmen geriye dönüş yaptık. Tabi benden bez bağlamamı istemesi de ayrı bir olay. Neyse stresli bir haftadan sonra yeni kreşimize devam ediyoruz.
      Artık kreşlerin hiç bir artısının olmadığını, en azından bizim için öyle (sadece arkadaş edinme hariç) gördüm. O kadar çok kreş gezdim ki parası olan bakkal dükkanı gibi kreş açmış. Ne eğitimden anlıyorlar, ne çocuk bakmaktan. Üstüne bir de dünyanın parasını istiyorlar. Mecbur olmasam inanın çocuğumu kreşe falan vermem. Piyasada o kadar çok okul öncesi malzeme var ki. İnsan hem çocuğuyla birlikte olur hem bir şeyler öğretebilir. Arkadaş için de çözüm basit. Nasıl olsa ikinci çocuğu yapıyorsunuz.Biraz erken olsun. Bundan güzel arkadaş mı olur?
   Bakalım zaman bize ne gösterecek...

5 Şubat 2012 Pazar

Yokluktan bu çıktı

       Can sıkıntısından ne yapacağımı bilemez haldeyim. Elde malzeme yok. Dışarıya çıkma imkanım yok. Bilgisayar desen sıktıkça sıktı. Defne ile aynı oyunları oynamaktan yoruldum.elde okunacak kitap kalmadı.Evde deli gibi dolanıp dururken ve o sırada çekmeceleri kurcalarken eski kalemliğimi buldum. Defne'nin boya kalemleri için kovaları var ama onlardan da sıkılmıştım. Ve bu kalemliği kaplamaya karar verdim. Boş durma beleş çalış derler ya o misal işte. Üzerine kapladığım mor polar kumaşı bizi izleyen herkes bilir ne bereketli kumaşmış o öyle. Bir çok yerde kullandım. Bitti mi derseniz hayır hala küçük bir parça var. Neyse konuya döneyim.
 Kalem kutusunu bu kumaşla kaplayayım dedim. Ama evde yapıştırıcı var mı o da yok.  Ne yapayım ne yapayım derken.Tabiki yapıştrıcı yapmadım. Çift yönlü bant aklıma geldi. Bilseniz ne büyük kurtarcı şu çift yölü bant. Sınıfta baş yardımcımdı şimdi evde de oldu. Süper bir de kuvvetli ki her şeyi zamk gibi yapıştırıyor.
 Yapıtırma işini de çözdükten sonra kalem kutusunu kapladım. Üzerinde ki ineğe gelince sakın gülmeyin. Bazılarına tanıdık bile gelebilir. Ben defne'nin eskiyen kıyafetleri eğer birine verilmeyecek gibiyse üzerlerindeki işelmeleri kesip saklıyorum, lazım olur diye. Bakın oldu işte. Kurdelada sanırım bayram şekerinin kurdelasıydı. Tam bir çöpçüyüm dimi.:))Sonunda ortaya bu kalemlik çıktı. Defne'de benimle birlikte artık kumaşlarla kesti, biçti, birşeyler yapıştrdı.  Sonunda "Teşekküy edeyim anne çok güzel oldu,dedi".
 

3 Şubat 2012 Cuma

Şıkırdayan parmaklar

         Bu aralar en büyük takıntımız "sen bunu yapabilir misin,ben yapabilirim. Nasıl yapılıyor, ben niye yapamıyorum?"
     Nasıl diye diye, parmak şıklatmayı öğrendi, minik cadı. Yaklaşık on beş gündür. Sabahın köründe hatta gece yarısı bile parmak şıklatma sesini duyabiliyoruz.Eşimle birbirimize bakıp bakıp gülüyoruz. Gece bile uyanıp sanırım unuttum mu diye kontrol ediyor. Sabahları zaten onun şıklatma sesine uyanıyorum. Müziklere şıklatarak eşlik ediyor. O minik parmaklardan o sesi nasıl çıkarıyor anlamıyorum.
Şıklatma olayı cepte. Yeni takıntı "ben neden ıslık çalamıyoyum". Umarım biraz geç öğrenir. Düşünsenize gecenin bir köründe evde ıslık sesleri ve parmak şıkırdıları  :)) Ya babasıyla beraber gezerken ben yokken ıslık çalarsa, olmaz olmaz biraz daha öğrenmesin :))

1 Şubat 2012 Çarşamba

Galiba kış mevsimi de güzel

Karlara yatalım diye tutturdu. Sitenin içine kadar zor dayandı. Girer girmez de kendini attı karın üstüne.
Bana kar atmak nasılda hoşuna gidiyor, bilseniz.
Bu minik ayaklar karlara da gömülürmüş.
Dün çok soğuktu dışarıda kardan adam yapamadık ama evimizin balkonuna o kadar çok yağmıştı ki bizde balkonda kardan adam yaptık. Çirkin bir kardan adam oldu ama Defne'ye yetti.
Gece kar başka güzel.

31 Ocak 2012 Salı

Ne yapsak ne yapsak derken...

       Dışarıda neredeyse tipi diyeceğimiz şekilde kar yağınca evden dışarıya adım atamıyoruz. Tatil olunca Defne'yi kreşe de göndermiyorum. Ama onu oyalamak gerçekten zor oluyor. Onunla eskisi gibi etkinlik yapamıyoruz. Kitap ta okuyamıyoruz. Sürekli inatlaşma dönemine yine girdik.Tam bir keçi... Ne desem tam tersini yapıyor.Sözleri çok acımasız. Sanki annesi değilim de düşmanıyım. Biliyorum geçici bir süreç ama sabrım bazen taşıyor. Her alttan almaya kalkışım hayal kırıklığı... O kadar yoruyor ki...  Yine de vazgeçmiyor ve yine kürekleri çekiyorum. Karaya belki ulaşırım diye...
 Ne yapsak ne yapsak derseniz. Bu da evde sıkılanlara bir etkinlik örneği. Elimizdeki kağıtlardan farklı geometrik şekiller kestim. Masanın üzerine koydum. Ben daha söylemeden o zaten yuvarlakları alıp bak kardan adam diye başladı. Zaten ondan sonra gerisi geldi.
O köşedeki yuvarlakların olduğu şekil babasının arabasıymış. Ortasındaki  mavi şekilde koltuğuymuş. Babası rahat etsin diye. Tabii bu yakışıklı adam babası. Aslında kardan adam diye başlamıştı. O ev bizim evimiz. Ağaçta bahçemizdeki ağaçmış.

29 Ocak 2012 Pazar

güle güle bukleler

   Artık taramak işkence olan ama çok güzel görünen buklelerimize veda ettik. Her sabah okula giderken taratma derdinden az da olsa kurtulduk. Yaklaşık üç dört aydır her hafta sonu kestirmek istedik ama maalesef Defne'yi ikna etmek çok zor oldu. Gerçi bende kıyamadım aslında istemeyen bendim. Kıyamadım kuzumun buklelerine. Babası ikna etti bizi üçümüz birlikte gittik kuaföre, şansımızdan kimse yoktu. Önce Defne'yi ikna etmeye çalıştık. Kucağında oturacağım diye tutturdu.Kestirmem diye ağlamaya başladı. Sonra orada çocuklar için kullandıkları bisiklet varmış.Zorla ikna ettik ve bisikletin üzerinde saçları kesildi.Bir yandan bisikleti sürdü bir yandan saçlar kesildi. Ama kesilirken o kadar heyecanlıydıki görmeniz gerekirdi. 
     Artık buklelerimiz çok minik sadece uçlarda var. Açıkçası pişman oldum.Uzun saçı daha çok yakıştırıyordum. Sonra düşündüm ki yine uzar. Tabi ilki gibi olmaz. Çünkü onlar anne saçıydı. O bukleleri aldık ve saklıyoruz. 

1 Ocak 2012 Pazar

Bereket kuşlarımız


  Herkes yapar da ben dururmuyum. Bunlarda benim bereket kuşlarım. Blogla tanışmadan önce ( ismini vermek istemiyorum) bir mağzada gördüğüm bu kuşları daha sonra bloglarda ve internet üzerinden daha çok sevdim. Uzun zamandır yapmak istiyordum ama beceremem diye yapmamıştım. Galiba becerdim. Hemde eski yılın son saatlerinde. Kendi kendime yeni yıl hediyesi vermiş oldum. Mutfak camına astım çok güzel görünüyor.Ben çok sevdim. Eşim ve Defne de çok sevdi. Şimdi  sıra Defne için yapmakta...

27 Aralık 2011 Salı

Babasını ne de çok severmiş...

   Bu resimleri mutlaka koymamalıyım diye düşündüm. Gerçekten çok hoşuma gitti. 1. resimde sulu boya ile yaptığı  babasıymış. O hafta sonu işe gittiği için onu tek başına yapmış. Babasıyla o kadar çok eğleniyorlar ki, sanırım o yüzden onu rengarenk boyamış. Saçlar yakıyor zaten. Hele  kırmızı yanaklara  koptum.
  Diğer resimi ise gecenin on birinde yapmış. Ben çok rahatsızdım, bu yüzden uyudum. Babası Defne'yi bir türlü uyutamamış o gece. Babasının tv izlediği bir anda. Bizimki bu resmi yapmış. Ben ilk gördüğümde eşime kesin yardım etmiştirsin falan dedim. O da inanamamış. Üstelik bu resmi verirken "babacığım bu resmi sonsuza kadar saklarmısın"demiş.
Üzgün kardan adamımız

26 Aralık 2011 Pazartesi

Haftanın anne çocuk yemek etkinliği

     Bizi takip edenler bilir. Ben ve kızım mutfakta çok iyi vakit geçiriyoruz. Defne mutfakta bana yardım etmeyi çok seviyor. En önemlisi bir iş yapabildiğinde kendine olan özgüveni  artıyor. Bende bu güveni artırmak için elimden geleni yapıyorum. Üstelik eğlenceli de geçiyor. Ben iş taparken onu tv karşısına oturtmak zorunda da kalmıyorum. Aynı zamanda el becerileri de gelişmiş oluyor. En güzeli de onun minik tombiş elleriyle yapılmış yemekleri yemek oluyor. Her ne kadar yamuk yumuk olsa da onun ellerinden olunca daha lezzetli oluyor. 
Bloğumda haftanın anne çocuk yemek köşesini yapmaya karar verdim. Keşke şimdiye kadar yaptığımız yemekleri koysaydım. Neyse  bundan sonra her hafta buradayız. Sizde minik yavrularla berber hoş vakit geçirmek isterseniz. İşte size sigara böreği. Tarife gerek yok sanırım. Siz peyniri koyun onlar yuvarlasın.

17 Aralık 2011 Cumartesi

Oh be!

         Sonunda Defnenin kulağı neredeyse üç aydır gördüğümüz antibiyotik tedavisine cevap verdi. Bugün tekrar Dr. gittik. Yaptırdığımız test sonucunda kulağımıza tüp takılmasına gerek kalmadığını öğrendik. Kulaktaki sıvı hala var ama ameliyat olacak seviyede değil. Şimdilik ilaca ara verdik. Artık çok dikkatli davranmamız gerekiyor.Kesinlikle burununu tıkalı tutmamalıymışız, ve üst solunum  enfeksiyonu olmasın diye çok dikkatli olmalıymışız.Umarım bir daha tekrarlanmaz. Dr. söylediğine göre yaklaşık on üç on dört  yaşına kadar sürekli bu kulak bize sorun çıkaracakmış. İyi olan şmdi iyi olmamız.
    Bu pasta delisi kız  ve arkadaşları yaptığım pastaları bir çırpıda bitirdiler. Hepsi iki dilim yedi ve hala yok mu diye mzırdandılar. Aynı gün yerli malı haftasını da kutlamışlar. Bu şapkalar da ondan kalma. 

14 Aralık 2011 Çarşamba

doğum günün kutlu olsun minik kız

     Canım kızım doğum günün kutlu olsun. Bütün güzellikler her zaman seninle olsun. Umarım yeni yaşın sana en çok sağlık ve mutluluk getirir.Seni çok ama çok seviyorum minik bebeğim... 
    Ne çabuk geçti koskoca üç yıl. Oysa senin dünyaya gelmeni beklediğim o gece sanki bir ömür kadar uzundu. Ne olur çok çabuk büyüme, her anın tadını çıkaralım. 
    Bu yıl doğum günü kutlamak içimden gelmedi.Hafta sonu kendi aramızda küçük bir pasta kestik.  Şu sağlık sorunu nedeniyle moralimiz bozuktu. Cuma günü kreşte küçük bir pasta kesip kutlayacağız. Bakalım bize moral olur umarım.
   

12 Aralık 2011 Pazartesi

...

            Artık yüreğim daralıyor hem de çok. Ne yapacağını bilmez bir halde elimden hiç bir şey gelmeden , sonunda ne olacağını bilmeden bir bekleyiş. Evet bazen şükrediyorum ya daha beteri olsa çaresiz bir dert olsa, ya da ne bileyim kalıcı bir sakatlık olsa diye diye kendimi teselli edip duruyorum. Hep beterin beteri olduğunu düşünüp kendimi teselli ediyorum.Evet belki bazılarına göre abartıyorum, ama bütün dertleri tek başına yüklenmek o kadar zor ki...Hani insanın kadere yeter artık dur biraz dediği anlar vardır. Dolmuşsunuzdur., çabalamaktan yorulmuşsunuzdur, her şey üst üste gelir ve yeter artık dersiniz işte ben de artık yeter yoruldum demek istiyorum. 

9 Aralık 2011 Cuma

3'e 3 kala

      3'e 3 kala sonunda gecikmiş olan yazıların tamamını ekleyebiliyorum. Ah bu kulak bizi mahvetti diyebilirim. Uzun süredir gördüğümüz kulaktaki sıvı tedavisi malesef sonuç vermiyor. Onun üzerine bir de orta kulak iltihabı gelince artık düşünün siz Defneyi.Bir türlü geçiremediğimiz kuak ağrısı ve sonunda iğneler. Bugün son iğnemiz ve kontrolümüz var. Bir haftadır sonunda bu gece iki üç defa kalksa da uyudu.  
     Hasta olması aslında onun işine yaradı malesef bakacak kimsemiz olmadığı için ben okuldan bir gün izin aldım, babası üç gün izin alınca , ilk defa babasıyla bu kadar uzun vakit geçirdi. Tabi okulu da astık. Baba kız evde üç gün hastalığa rağmen boş durmamışlar. Aşaığdaki evi yapmışlar Defne sulu boya ile boyamış. Gerçekten çok beğendim. Bence sokakalarda ki bütün evler öyle olmalı. düşünsenize rengarenk.
 Her ne kadar kreşe devam etse de biz evde okul sonrası etkinliklere devam ediyoruz. Ben genelde iş yaparken o kendince bir şeyler yırtıyor yapıştırıyor, boyuyor. Güzel kızım benim yapıştıracak bir şey bulamamış galiba kalemleri almış kağıda yapıştırmış. Öyle bir sevinçle gösterişi vardı ki ;sana süpriz yaptım diyerek.
Ben sınıftaki öğrencilerime üç aydır öğretmeye çalıştığım rakamları benim kızçe nasıl öğrendiğini bile anlamadığım şekilde öğrenmişti. Sanırım geçen seneydi. Ben öğrencilere performans ödevi yaptırınca Defne de dayanamadı, bende abilerinkinden, ablalarınkinden yapıcam diye tutturdu. Kesmek ve rakamları yazmak benden gerisi Defneden.
   Daha önce Defne'nin uyku probleminden söz etmiştim. 3 yaşına girdik ama hala uyku problemine devam ediyoruz. artık gündüz uykusunu tamamen bıraktık, ama Defne kreşten gelince bazı günler sanırım çok yoruluyor ve olduğu yerde uyuyup kalıyor. Bu resimler de yine o uyuma anlarından, farklı zamanlarda. 
 Tabi bu kız 3'e 3 kala ine bana yardım ediyor her zaman.Artık mantarları bile yıkıyor. Hemde üzerinde hiç siyah nokta bırakmadan.  Artık oyuncaklarını tamamen kendisi toparlıyor.
İşte böyle 3'e 3 kala . Yarın doğum günümüzü kutlayalım dedik. İki gün önce ama olsun. Kreşte kutlamayı Defne istemedi. evde de kimse olmayacak zaten sadece kuzenimiz ve biz. bir tek onu çağırmamı istedi. Ben de bu sene hiç hevesli değilim zaten. hiç bir şey yapmadım. Tek istediğim bir an önce iyleşmesi.
 Herkese iyi hafta sonları... 

26 Kasım 2011 Cumartesi

Artık bu bücüre yatişemiyorum

        Büyüyüyen ve artık nerdeyse üç dediğimiz minik dev kız. Büyümüşte artık bir Suavi hayranı mı olmuş yoksa. En favori parçamız ise "Sende başını alıp git me ne olur?" Uzun zamandır bu parçayı dinlemiyorken, babası sana hangi şarkıyı açayım diye sormuş. Minik kızımız ise "suyu mu içtim ekmeğimi yedim aç" demiş. Açıkçası sözlerini bu kadar net hatırlaması bizi şaşırttı.Gerçekten bu parçayı baya zamandır dinlememiştik.İşin ilginç yanı biz eşimle ilk tanıştığımız yıllarda sadece suvai dinlerdik. Hatta her sevgilinin parçası olurya bizim ki de Suavi den Hasret Türküsüydü. Dinlemek için tık tık.
     Bu aralar zaten Defne  bizi inanılmaz şekilde şaşırtıyor. Sabah oyuncak konuşturuyoruz yine neyse ben bir oyuncağına merhaba diyorum. O cevap vermiyor. Sonra Defne " o artık sana pas vermiyor" demez mi?
Geçen gün küçülmüş bir kazağı vardı.En çok sevdiği kazğı diyebilirim. Yanıma geldi "anne bu aytık bana küçük oluyo bunu .......ya verelim mi ? O küçük o giysin. Ben şok durumdayım kii ne şok. Defne bize bile hiç birşeyini vermeyi bırakın elletmez bile.Daha aklıma gelmeyen neler neler.
        Daha önce de söylemiştim Defne şarkılara başka söz uydurmayı çok seviyor. Fakat bu ara uçtu. Çene hiç kapanmıyor artık direk kendi şarkılarını besteliyor. Etrafında gördüğü herşeye hem de herşeye. Hayal dünyası iananlımaz geniş sürekli senaryolar yazıp duruyor. Okulda da böyleymiş. Kitapların resimlerine bakarak hikayeler uyduruyormuş. Serbest etkinlik saatinde evciliği kurgulayıp diğer çocukları dahil ediyormuş. Ne anlattıklarına yetişebiliyorum ne de söylediği şarkılara. Kamera çekimi yapmaya çalışıyorum o zaman da doğal davranmıyor.  Acaba büyüyünca bu kız besteci falan mı olacak. Sezen Aksu2 :)))Şaka bir yana umarım bu yaratıcılığı hiç kaybolmaz.
   En şaşırdığımız şey artık mızmızlığının yavaş yavaş yok olması. Bir de artık anneciğim seni çok seviyorum diye gelip gelip sarılıp öpmesi.

   Galiba ben bu üç yaşındaki Defneyi daha çok seveceğim...
  

16 Kasım 2011 Çarşamba

başlık koyamadım

      Bütün enerjimin bittiği bir gün. artık bin parçaya bölünmüş durumdayım. Nereye nasıl yetişeceğimi bilmiyorum. Bir yerden başlamma gerek ama bir türlü elim gitmiyor. Zaman denen kavramı tamamen yitirdim. 
 Ne işe yetişebiliyorum, ne eve ne de kızıma... 
     Güzel kızım benim, bugün okulda sigara böreği yapmışlar. Önlükler giyilmiş, şapkalar takılmış. Öğretmenleri Defneye çok yakıştırmışlar resim çekmişler ama henüz alamadım. Okul iyi gidiyor gülen yüzler çok işe yaradı. karşılığında kitabı da treni de aldı. Şimdi okula sevdiği için, eğlendiği için gidiyor. Okulda hergün yeni bir şarkı öğreniyor. İşin ilginci bütün şarkıların nerdeyse tamamını evde tekrar edebiliyor. Evde bütün gün susmadan şarkı söylüyor. Herhalde unutmaktan korkuyor. Defneyi doğduğundan beri ilk defa bu kadar mutlu görüyoruz. Sonunda biraz olsun evimize huzur geldi diyebilirim. Üç yıldan beri ilk defa ağlamadan bir gün geçirdiği oldu. Aman nazar değmesin diyorum. 
     Bu aralar yap bozlara takmış durumda  24-30parça yapbozları yapabiliyor. Herhalde yaşına göre normaldir.Kitap okumaya devam. Uzun zamandır kitapları ekleyemiyorum. Bir ara eklemeliyim.Hiç bir şeye yetişemesem de ucundan hayatı yaklamya çalışıyorum işte...

Okul için diktiğimiz çilli begonyamız.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Bu resme mutlaka bakın

   Anlatacak çok şey var aslında ama önce bu fotoğrafı anlatmak istiyorum. Defne yine okulda uyumamış. Eve geldik ben yemek hazırlamak için mutfağa geçtim ona da tv açmıştım. Biraz dinlensin meyvesini yesin diye. Aradan sanırım on dakika falan geçti. Normalde Defnenin ağlayıp beni çağırması gerekir ama ses gelmeyince ben de merak ettim içeri girdim ve bu anı kaçırmamak için fotoğrafladım. Başka biri koysa yok canım kesin çocuk poz vermiş derdim. 
     Boynunda ki gülen yüz Defne okulda ağlamayınca takılıyor. 10 gülen yüzden sonra kitap hediyesi var ucunda, ama biz hala üçüncüdeyiz. Alması için hiç ağlamaması gerekiyor. Bizimki gün içinde az da olsa mutlaka mırıldanıyor tabi böyle olunca da alamıyor. 
       Kreşte dah iyiyiz. En azından daha istekli gidiyor. Asıl sorunumuz bu aralar kulaktaki sıvı. Defnenin kulağında sıvı varmış. Bir süredir antibiyotik tedavisi görüyor fakat hiç bir ilerleme kaydedemedik. Bir hafta daha deneyeceğiz. Götürüdğümüz doktor kulağına tüp takılması gerketiğini söyledi ama ben başka doktora daha götüreceğim. 
  Belki de Defnenin bu kadar mızmızlıklarının arkasında hep bu neden yatıyordu. Çok ağrısı olmuyor. Hatta nerdeyse yok ama sanırım kulağının içini sürekli bir şeyler tırmalıyor. Bakalım umarım bu sefer bu ilaçlar iyi gelir. Ameliyatla takılıyormuş tüp.Takılmazssa çocukta sağırlığa kadar neden oluyormuş. Umarım o safhalar gelmeden hallederiz.
    Önemli bir olayda evimizin önündeki baz istasyonu kalktı. Aslında hiç bağlanmamıştı. Gizlice kurmuşlardı, fakat bağlamaya izin almamışlardı.   Kurdukları gibi gelip söktüler, hem de hiç çalıştıramadan:))))