27 Haziran 2012 Çarşamba

Minik kızçemin resimleri

Defne  de her çocuk gibi resim yapmayı çok seviyor. Ben artık hangi resmini saklayacağımı şaşırıyorum. Daha bu yaşta bir sürü resim birikti. Çok mu güzel yapıyor derseniz, bana göre  güzel.Yaşına göre birşeyler çiziyor işte.
Her çocuğun yaptığı resim özeldir. Çünkü onun iç dünyasını yansıtır.
 Bu resimlerde Defne'den işte..
.
n
Yaklaşık bir ay önce yaptığı bir resim kızçenin. Resimdeki kendisi üzerine elbise giymiş. Mor olanda evimiz bacasından dumanları çıkıyor. Her çocuk gibi güneş ve bulutu bir arda çizmiş.
La la şekilleriz biz.Yok mu bu şekilleri tanıyan. Direnin de gözleri var ama siyaha boyadığı için pek belli olmuyor.
Bu resim benim için özel bir resim. Defne ilk defa üçümüzün resmini bir arada çizdi. Benim resmimi hiç çizmezdi. Saçlarım nasıl ama kırmızı ve diken diken. Babasında ki mor olanlar ise onun sakal ve bıyıkları. Hepimizin kırmızı yanaklarına bence diyecek yok. babasının gözleri mavi olduğu için sarı olan gözleri, mavileri ise gözbebekleriymiş. 

Buzdolabı sergisi

      Daha öncede Defne'nin resimlerini eklemiştim. Ama o kadar çok resim yapıyor ki.  Bende bu Defne'nin bloğu olduğu için ekliyorum buraya. Üç buçuk yaşındaki minik kızçemin yaptığı  iç dünyasın anlatan resimlerden bir kaç örnek.
 Haydi buyrun gezin bizim buzdolabı resim sergimizi. 
Defne ilk olarak bu kadar büyük bir hayvan resmi çizdi. Bu kuzucukmuş güneşli bir havada ot yiyormuş.
Bu resimde ilk defa gözleri bu şekilde çizde. Kirpik  ve kaşları yaptı.
Bu benim favori resmim. Tam bir kompozisyon var. Büyük olan çocuk Defneymiş.Yanndaki büyük olan yuvarlak ise dünyamız. Dünyadaki o yuvarlak ve çizilmiş yerler tıopraklar boş olan yerler ise sularmış. Dünyanın içinde Bir taş var. Onun arkasında ise bir çocuk . Arkadaşı ile saklambaç oynuyormuş.Arkadaşı taşın arkasına saklanmış.  Genelde çizdiği gibi kafasında beynini çizmiş. Elinde de tost ekmeği varmış. Yani tost yerken saklambaç oynuyormuş.
Bu resimde ilk defa vücut resmi çizmeye başladığı resim.
Mavili olan kendisi, diğeri arkadaşı  ve kuzeni Beren. Birlikte top oynuyorlarmış.
Bu resimde de beynini ve kulaklarını çizmiş. Etraftaki renkli yuvarlak şeyler ise çiçek. Burası bir çiçek bahçesi.Elinde de annesine çiçek koparmış.
Bu resimde ip atlıyormuş.
Ah bu adamın üzerine de yağmur yağıyor. Evine gidiyormuş. elinde çiçek. Ama ıslanmış.
Bu da bizim buzdolabı resim sergimiz. Hergün herkese açık.Yaptığı  ve sevdiği resimleri gidip üzerine ekliyor. Artık yer kalmadı. Bakalım yeni resimler, nereye asacağız.

20 Haziran 2012 Çarşamba

Bu aralar biz

Hayat bizim için devam ediyor. Uzun zaman yazmayınca  yazı yazmayı unutmuşum. Okullar kapandı ama biz hala devam ediyoruz. Bir sürü moral bozukluğuyla ve en çok bizim sorduğumuz; şimdi ne olacak sorularıyla. hayal kırıklıkları. aşağılanmalar ve gereksiz bir sürü şeye rağmen. Bir zamanlar kutsal olan mesleğime söylenmeyen şey kalmamasına rağmen ben ve arkadaşlarım hala seviyor ve sabırla insanları bizim emeklerimizi göreceği anı bekliyoruz. 
  Defne içinde kreş sezonu bu dönemlik bitii. Seneye devam. Bu aralar sanki daha bir büyüdü. Artık üç buçuk yaşında. Daha bir özgür, daha çok kendine güveniyor. Birde pabuç gibi dili var. Çok hazır cevap. Daha şimdiden beş beş cevap veriyor. Konuşurken güzel espiriler yapıyor. Kısacası artık büyüyor ve kişiliğini kazanıyor. Sonunda üç buçuk yıl sonra olsada geceleri kalkmadan uyuyor. Ama hala mız mız ve çok nazlı. ağlama huyumuzu hala bitiremiyoruz.
 Hafta sonları bol bol geziyoruz. Resimlerde görülen yerler Karamürselin araka taraflarında kiraz tarlaları. Kesinlikle tavsiye ederim. Dalından kiraz yemek bambaşka. Bu yıl bol bol kiraz yedik. Sonra Karamürsele doğru inerken Başdeğirmen diye bir tesis var süper bir yer. Ormanın içinde bir tesis. Gezmek için müthiş yerler. Gözünüz yeşil renge ve kulağınız kuş seslerine doyuyor.
İki kuzen hem yediler hem topladılar. Gelecekte işsiz kalmaz bunlar :))
Kimseye de vermediler kiraz kovalarını
Gözlük bu kadar mı yakışırmış. Gözlük reklamlarında falan mı oynatsam acaba :))
Su kuşu girmeden olur mu? Su çok soğuktu. İlk başta zor girdi sonra da çıkmak bilmedi.
Bahsettiğim Başdeğirmen'den bir manzara. Yürüyüş yapmak için süper bir yer.

9 Haziran 2012 Cumartesi

ikea masamızın son hali

         Artık görüntüsünden çok sıkıldığımDefne'nin  ikea masasını boyadım. Bilmiyorum biz mi çok pis kullandık ama tahta olan kısımları çok kötü olmuştu. Silsemde çıkmıyordu. Boyalar içine işlemişti. Ne ile boyasam derken. Bizim evin oda kapılarının çerçeveleri demirden onları boyamak için yağlı boya almıştık. Acaba olurmu diye denedim. Gayette güzel oldu. Hem mobilyaları da kremdi tam rengi tuttu.
       Boyarken biraz zor oldu. Boyayı çok emiyor. İki kat sürdüm. Kuruması da nerdeyse bir haftayı buldu. Sonuçta bu ortaya çıktı. Birde saçımdan çıkmayan beyaz boyalar.

18 Mayıs 2012 Cuma

Defnoş gezmelerde

Küçük kuzum büyümüşte, arkadaşlarıyla geziye gidermiş. Geçtiğimiz perşembe günü oyuncak müzesine geziye gittiler. Geldiğinde görmeniz lazımdı. Çenesi hiç susmadı. Giderken de çok heyecanlanmış. Öğretmenine "öğyetmenim karnımda karıncalar geziyor sanki" demiş. 
En çok denizaltı (ben hiç gitmedim bilmiyorum) olan kısmı sevmiş. 
Bunlarda ilk gezimizden fotoğraflar :))






15 Mayıs 2012 Salı

Kızım isteyince

     Bay becerikliyi izleyipte bu şekilleri tanımayan var mı? Tarçınlı kurabiyem bloğunda küçük kızı Almina için yapmıştı annesi. O sırada Defne de bloğu bakarken gördü. Bana da ya bana da yap diye tutturdu. Zaten tam bir bay becerikli hastasıyız (bende).  Erteledim sürekli ama sonunda yaptık. Şimdi bay becerikli başlayınca hemen koşup şekilleri alıp eşlik ediyor.
       Bunlarda Kızçem için diktiğim sandalye minderleri. sürekli sulu boya yaptığı için sandalyelerimiz ve masamız çok kirlendi. Şimdilik böyle bir çözüm buldum. Ama şu siprey boyalarla boyamak istiyorum. Bakalım sıkıldığım bir ana saklıyorum.
    

Bu da minderimiz. Eski hali aşağıdaki gibiydi. Defne için bebekken dikmiştim. Çok seviyordum. Defne de seviyordu, ama bu sene Defnenin odasında balkon kapısından soğuk gelmesin diye önüne koymuştum. Bir baktık ki arkası küflenmiş. Yıkadım ama çıkmadı. Defne zaten tikli olunca küflü diye odasına bile sokturmadı. Ben de yenilemek zorunda kaldım. Yeni halini de seviyor şimdi. fotoğrafını zor çektirdi.



7 Mayıs 2012 Pazartesi

Tavsiye ederiz, sizde alıp okuyun

Defne'nin kitaplarını artık hiç yazamıyorum. O kadar çok kitap alıyoruz ki. Hepsini yazmaya kalksam  herhalde bloğun adını Defnenin kitapları bloğu şekline dönüştürmem gerekir. Defneye ilk kitap almaya başladığımda nereden başlamalı nasıl kitap almalıyım derken bloglar sayesinde tübitak yayınlarıyla tanıştım. Neredeyse bütün bütün kitaplarını yavaş yavaş tamamladım. Yeni çıkan serisinden de bir kaç kitabımız oldu. Sonra ise Defnenin ilgisine göre ve kitabın içeriğine göre kitap seçmeye başladım. Milly Molly serisi ile aslında tanışalı baya zaman oldu. Birisi tarafından önerildi bana. Hatta okul öncesi serisini ( tudem yayınları) ödünç alarak okuduk. O zaman onu çok beğendim. Ama hiç bir kitapçıda bulamadım. Daha önceden de internetten sipariş ettiğim kitaplardan birisi yırtık çıkınca, başka bir kitapçıdan bir ayda kitap gelmeyince siparişte vermedim. 
Bu nerden geldi derseniz. Bizim okullara yayın evleri gelir ve kitap tanıtımı yaparlar. Benim tenefüse çıkmadığım bir an gelmiş tanıtmış ve gitmişler. Malesef kaçırdım. Masanın üzerine de bu örneği bırakmışlar. Ben görünce aaaaaaaa milly molly deyince diğer arkadaşların bana bakışını tahmin edersiniz. Tabi kimsenin ilgisini çekmeyince dururmuyum hemen aldım. Neyseki kitabın içine adam iletişim telefonunu yazmış. En kısa zamanda siparişini vereceğim. Diyeceksiniz ki eee sadede gel. Kitap içerik olarak, anlatım dili olarak, resimler açısından çok güzel. Kitabın başında sonunda ve bazı kısımlarda sizi yönlendiriyor. Neler sormanız gerektiği gibi... Bu arada çizgi filmi de var. Defne ingilizce olmasına rağmen çok severek izliyor. Milly molly diye aratınca çıkıyor. Biz kaçak fasulyeyi çok sevdik. Diğer serileride mutlaka alacağım. Size de tavsiye ederim.
  

30 Nisan 2012 Pazartesi

Bu da bizim içli köftemiz

    Bu aralar annem bizde. Eve annem gelince bizim evde yöresel yemekler pişer.Bunların başında da içli köfte gelir. Çok seviyorum ama tek başıma yapmak çok zoruma gidiyor. Annem gelince çok çok yapıp buzluğa atıyorum.
    
 Bu içli köftenin bulguru hazırlandıktan sonraki ilk hali. Benim makinem var. Bulgurunu orada hazırlıyorum. Bu şeklide o makineden çıkararak yapıyoruz.
     Biz bulguruna patetes ya da irmik koymayız. Çiğ köftelik yağsız ve damarsız et koyarız.Bir adet kuru soğan, salça ve birazcık un da ekleriz. O yüzden çok lezzetli oluyor ve bir yiyen bir daha vazgeçemiyor. 


   
   

İlk halini parmağınıza alıyorsunuz, bir elinizle de altından tutup ve bir ucunu kapatıyorsunuz. Sonra içine kıymalı harcı koyup diğer ucunu da kapatıyorsunuz. İçli  köfteler oluşuyor.



     En son olarak bol ve kızgın yağda kızartıyorsunuz. Tabi benim gibi arada bazılarını fazla kızartmıyorsunuz. Yoksa çok kıtır olur.
     Tabi isteğe göre kaynamış suya atarak kaynatabilirisiniz de. Ama kızartmanın tadını bulamazsınız. 
  Tavsiye ederim yemeyen varsa mutlaka yesin. Ama lokantalarda değil. Çok kötü  yapıyorlar. Gerçekten bilen birinin elinden yemelisiniz. Afiyet olsun...

16 Nisan 2012 Pazartesi

Mıknatıs deneyimiz

      Defne için yaptığımız başka bir ödev daha. Okuldan evde bir deney yapmamızı ve bu deneyi okulda çocuğun anlatıp yapmasını istemişlerdi. Benim de aklıma mıknatıs deneyi geldi. 
      Malzemeler evde bulunan kağıt, tahta, demir, kumaş, plastik malzemeler ve mıknatıs.
       Bütün malzemeleri bir havuzda topluyoruz. Daha sonra bütün malzemeleri mıknatısa yaklaştırıp ne hissettiğini, mıknatısa yapışıp yapışmadığını, mıknatısın çekip çekmediğini soruyoruz. Mıknatısın çektiği ve çekmediği malzemeleri ayırıyoruz. Ne tür malzemeleri çektiği üzerine konuşuyoruz.

14 Nisan 2012 Cumartesi

Bir avuç toprak

             Bahar geldi, çiçeklerin havalanma mevsimi de geldi. Eşim bu işi çok seviyor. Ben de seviyorum ama sonrasında o çamurlu balkonu temizlemek çok zor geliyor doğrusu. Bu yıl Defne ve babası çiçekleri havalandırdı. Toprakla nasıl oynadı bilseniz. Bu iş bittiğinde ise anne çok eğlendim çok demesi oldu.
             Çocuk ne yapsın ancak çiçekler sayesinde toprak görüyor.Şimdiki çocuklar bu yönden ne kadar şansızlar. Bizler akşama kadar çamurun içindeydik. Bizim oyun hamurlarımız gerçek çamurdu. İçinde kimyasal madde korkusu olmadan, aman kokusu zararlı mı demeden, markası ne diye düşünmeden hiç ama hiç korkmadan içindeki solucanlara rağmen ; neler yapardık neler çamurlardan. Her yerimizden çamur akardı. Eve koşunca annem ne kızardı ama:)) Doğru banyoya...
  Ama ne güzeldi korkusuzca ve doyasıya çocukluğumuzu yaşamak...Keşke çocuğumuza da yaşatabilsek...



5 Nisan 2012 Perşembe

Buralardayız ama...

   Ölüyoruz, anne kız yine hastayız. Küçük kuşum hem öksürük, hem grip, hem ateş. Üstüne birde bitmeyen kabızlık sorunu. Artık poposu kanayınca Dr. aldık soluğu. Bir sürü ilaç. Bağırsak düzensizliği varmış. Uzun soluklu bir tedavi.Ben ise grip. burun çekme yarışına girdik kızçemle. Elimizde tuvalet kağıdı ruloları geziyoruz.
    Ama hayat devam ediyor. Yaşasın bahar. Bütün kış söz verdiğim ve ertelediğim  fasulye dikme olayı. Büyüteç meraklısı kızım. İşte bizden kıssadan hisse.
 Hafta sonu üniversite arkadaşlarıyla küçük bir buluşma. Oradan sahilde yürüyüş. en çok Defne sevindi. Çimenlerde koşuşturup durdu.
Yaşasın özgürlük, yaşasın çocuk olmak...
   

21 Mart 2012 Çarşamba

Defneden açık hava konseri

Hafta sonu sonunda hava ısınmaya başladı ve bizde soluğu sokakta aldık. Defne durur mu? Bisikletim de bisikletim. Bisikletin önündeki kova nasıl ama kalem kovamızı bağladık. Önüne telefonunu koyacakmış. Seslendirme çok iyi değil kusura bakmayın. Rüzgara maruz kaldık. İyi seyirler...

13 Mart 2012 Salı

ev ödevimiz

     Defne bu kreşe başladığından beri her hafta sonu eve aile etkinliği gönderiyorlar. Defnoş zaten aktivite meraklısı olduğu için benimde işime geliyor. En azından düşünmekten kurtuluyorum. İlk hafta kavanoz süsleme etkinliğimiz vardı. Evde olan malzemelerle Defnoş bir şeyler yapmaya çalıştı. Sonra düşündüm ki marketten alınan evin bir köşesinde bekleyen kavanozları süsleyip kullanabilirsiniz.  Daha sonra şapka yapıp süsledi ama onun resmini çekmeyi unutmuşum.
   Birde bu aralara uzaya merak saran küçük kızım roket yaptı. Roketin şapka kısmı hariç hepsini kendisi yaptı. Şu meşhur ineklerini içine koyup koyup uzaya, aya götürüyor. 
Bu aralar en çok ilgilendiği konu ; gece gündüzün ve mevsimlerin nasıl oluştuğu. Anlayabileceği dile çevirip anlatıyorum. En çok üzüldüğüm internette okul öncesine yönelik bu konuyla ilgili hiçbir bilgiye ulaşamam oldu. Bu konuda bildiğiniz kitap ya da başka şeyler  varsa bilgilendiren olursa sevinirim.
Her şeye rağmen küçük kuzu bu konuyu biraz kavramış. Anne  artık dünyamız güneşe yaklaşsın ben denize girmek istiyorum, çiçekler açsın istiyorum. piknik yapmak istiyorum , etek giymek istiyorum diye söyleniyor.
 Bu da inkeleri uzaya uçurduğu roketi :)))


5 Mart 2012 Pazartesi

oradan buradan...

      Ah bu etek sevdası beni öldürecek.  Bu aralar en büyük takıntımız.Kar kıyamet falan fark etmiyor. Kreşten geliyoruz, daha kapıdan girmeden doğruca odasına koşuyor ve üzerinde ne varsa çıkarıp etek giyiyor. Sadece etek giyse iyi üzerini de değiştiriyor. Neymiş o üzerindeki eteğe uyarmıy mış, yok rengi uygun değilmiş. Bırakın onu etekle yatacağım diye bas bas bağırıyor. Uyuyunca üzerini değiştiriyorum. gece kalkıp eteğim nerede diye ağlıyor. Neyse bir şekilde ikna edip yatırıyorum.  Yok artık baş edemiyorum. Tipik kadın milleti işte. Daha üç yaşında gösteriyor kendini. Hani ben süslü olsam anlayacağım. Bu kız bana çekmemiş. Ben ki saçını taramaya üşeniyorum. Bizim ki daha şimdiden bu buna uymuş mu, bu rengi beğenmedim...Bakalım bu işin sonu nereye ulaşacak. 
  Bir de bu konuşmayı yazmam lazım. Babası işten geldi, yemek yiyoruz. Babasına baktı;
 -Hey genç adam sen ne yakışıklı olmuşsun böyle, dedi. Bizi düşünün genç adam lafına koptuk zaten. Bana hep anne sen yaşlanmışsın bak saçında beyaz var deyip dururken, babaya genç adam de  :(( 
  Konuşma hat safhada zaten, yeni kreşte kitaplara yine dönüş yaptık. Eski kitap kurdu Defne yine geldi. Tabi bir sürü yeni kitapta beraberinde geliyor. Bir daha üşenmessem yeni kitepları ekleyeceğim.  Bu ara mutlaka tübitak yayınlarına bir bakın bir sürü yeni kitap çıkmış. Çok güzeller. Kitapçıya girince kendimi alamıyorum. Ne yapayım bu da benim takıntım. 
  Ne yazacaktım ne yazdım yine, o kadar işin arasında...
    

26 Şubat 2012 Pazar

:))))

-Anneciğim televizyon izleyebilir miyim?
- Hayır tatlım bugün izledin zaten.
-İzliycem işte, izliycem işte ...
(başka çare kalmayınca)
- Olmaz kızım,   hem elektrikler kesildi.
Ben bu sözü söylediğim anda Defne koşarak prize koştu ve;
-Bak anne kesilmemiş lamba yandı.
 Artık suratımdaki ifadeyi siz düşünün  :(((

23 Şubat 2012 Perşembe

Her şey sil baştan

    Defne'nin kreşe başlama macerasını altı ay önce yazmıştım.  İlk kreşimizden ayrıldık bu hafta da yeni kreşe başladık. Ayrılma nedenimiz çok aslında. Ama bunları yazarak canımı tekrar sıkmak istemiyorum. Sadece en son bardağı taşıran damla Defne'nin bez bağlayan arkadaşlarına özenip altına çiş yapması oldu. Düşünsenize 20 aylıkken tuvalet eğitimini tamamlamışken resmen geriye dönüş yaptık. Tabi benden bez bağlamamı istemesi de ayrı bir olay. Neyse stresli bir haftadan sonra yeni kreşimize devam ediyoruz.
      Artık kreşlerin hiç bir artısının olmadığını, en azından bizim için öyle (sadece arkadaş edinme hariç) gördüm. O kadar çok kreş gezdim ki parası olan bakkal dükkanı gibi kreş açmış. Ne eğitimden anlıyorlar, ne çocuk bakmaktan. Üstüne bir de dünyanın parasını istiyorlar. Mecbur olmasam inanın çocuğumu kreşe falan vermem. Piyasada o kadar çok okul öncesi malzeme var ki. İnsan hem çocuğuyla birlikte olur hem bir şeyler öğretebilir. Arkadaş için de çözüm basit. Nasıl olsa ikinci çocuğu yapıyorsunuz.Biraz erken olsun. Bundan güzel arkadaş mı olur?
   Bakalım zaman bize ne gösterecek...

5 Şubat 2012 Pazar

Yokluktan bu çıktı

       Can sıkıntısından ne yapacağımı bilemez haldeyim. Elde malzeme yok. Dışarıya çıkma imkanım yok. Bilgisayar desen sıktıkça sıktı. Defne ile aynı oyunları oynamaktan yoruldum.elde okunacak kitap kalmadı.Evde deli gibi dolanıp dururken ve o sırada çekmeceleri kurcalarken eski kalemliğimi buldum. Defne'nin boya kalemleri için kovaları var ama onlardan da sıkılmıştım. Ve bu kalemliği kaplamaya karar verdim. Boş durma beleş çalış derler ya o misal işte. Üzerine kapladığım mor polar kumaşı bizi izleyen herkes bilir ne bereketli kumaşmış o öyle. Bir çok yerde kullandım. Bitti mi derseniz hayır hala küçük bir parça var. Neyse konuya döneyim.
 Kalem kutusunu bu kumaşla kaplayayım dedim. Ama evde yapıştırıcı var mı o da yok.  Ne yapayım ne yapayım derken.Tabiki yapıştrıcı yapmadım. Çift yönlü bant aklıma geldi. Bilseniz ne büyük kurtarcı şu çift yölü bant. Sınıfta baş yardımcımdı şimdi evde de oldu. Süper bir de kuvvetli ki her şeyi zamk gibi yapıştırıyor.
 Yapıtırma işini de çözdükten sonra kalem kutusunu kapladım. Üzerinde ki ineğe gelince sakın gülmeyin. Bazılarına tanıdık bile gelebilir. Ben defne'nin eskiyen kıyafetleri eğer birine verilmeyecek gibiyse üzerlerindeki işelmeleri kesip saklıyorum, lazım olur diye. Bakın oldu işte. Kurdelada sanırım bayram şekerinin kurdelasıydı. Tam bir çöpçüyüm dimi.:))Sonunda ortaya bu kalemlik çıktı. Defne'de benimle birlikte artık kumaşlarla kesti, biçti, birşeyler yapıştrdı.  Sonunda "Teşekküy edeyim anne çok güzel oldu,dedi".
 

3 Şubat 2012 Cuma

Şıkırdayan parmaklar

         Bu aralar en büyük takıntımız "sen bunu yapabilir misin,ben yapabilirim. Nasıl yapılıyor, ben niye yapamıyorum?"
     Nasıl diye diye, parmak şıklatmayı öğrendi, minik cadı. Yaklaşık on beş gündür. Sabahın köründe hatta gece yarısı bile parmak şıklatma sesini duyabiliyoruz.Eşimle birbirimize bakıp bakıp gülüyoruz. Gece bile uyanıp sanırım unuttum mu diye kontrol ediyor. Sabahları zaten onun şıklatma sesine uyanıyorum. Müziklere şıklatarak eşlik ediyor. O minik parmaklardan o sesi nasıl çıkarıyor anlamıyorum.
Şıklatma olayı cepte. Yeni takıntı "ben neden ıslık çalamıyoyum". Umarım biraz geç öğrenir. Düşünsenize gecenin bir köründe evde ıslık sesleri ve parmak şıkırdıları  :)) Ya babasıyla beraber gezerken ben yokken ıslık çalarsa, olmaz olmaz biraz daha öğrenmesin :))

1 Şubat 2012 Çarşamba

Galiba kış mevsimi de güzel

Karlara yatalım diye tutturdu. Sitenin içine kadar zor dayandı. Girer girmez de kendini attı karın üstüne.
Bana kar atmak nasılda hoşuna gidiyor, bilseniz.
Bu minik ayaklar karlara da gömülürmüş.
Dün çok soğuktu dışarıda kardan adam yapamadık ama evimizin balkonuna o kadar çok yağmıştı ki bizde balkonda kardan adam yaptık. Çirkin bir kardan adam oldu ama Defne'ye yetti.
Gece kar başka güzel.