Can sıkıntısından ne yapacağımı bilemez haldeyim. Elde malzeme yok. Dışarıya çıkma imkanım yok. Bilgisayar desen sıktıkça sıktı. Defne ile aynı oyunları oynamaktan yoruldum.elde okunacak kitap kalmadı.Evde deli gibi dolanıp dururken ve o sırada çekmeceleri kurcalarken eski kalemliğimi buldum. Defne'nin boya kalemleri için kovaları var ama onlardan da sıkılmıştım. Ve bu kalemliği kaplamaya karar verdim. Boş durma beleş çalış derler ya o misal işte. Üzerine kapladığım mor polar kumaşı bizi izleyen herkes bilir ne bereketli kumaşmış o öyle. Bir çok yerde kullandım. Bitti mi derseniz hayır hala küçük bir parça var. Neyse konuya döneyim.
Kalem kutusunu bu kumaşla kaplayayım dedim. Ama evde yapıştırıcı var mı o da yok. Ne yapayım ne yapayım derken.Tabiki yapıştrıcı yapmadım. Çift yönlü bant aklıma geldi. Bilseniz ne büyük kurtarcı şu çift yölü bant. Sınıfta baş yardımcımdı şimdi evde de oldu. Süper bir de kuvvetli ki her şeyi zamk gibi yapıştırıyor.
Yapıtırma işini de çözdükten sonra kalem kutusunu kapladım. Üzerinde ki ineğe gelince sakın gülmeyin. Bazılarına tanıdık bile gelebilir. Ben defne'nin eskiyen kıyafetleri eğer birine verilmeyecek gibiyse üzerlerindeki işelmeleri kesip saklıyorum, lazım olur diye. Bakın oldu işte. Kurdelada sanırım bayram şekerinin kurdelasıydı. Tam bir çöpçüyüm dimi.:))Sonunda ortaya bu kalemlik çıktı. Defne'de benimle birlikte artık kumaşlarla kesti, biçti, birşeyler yapıştrdı. Sonunda "Teşekküy edeyim anne çok güzel oldu,dedi".
5 Şubat 2012 Pazar
3 Şubat 2012 Cuma
Şıkırdayan parmaklar
Bu aralar en büyük takıntımız "sen bunu yapabilir misin,ben yapabilirim. Nasıl yapılıyor, ben niye yapamıyorum?"
Nasıl diye diye, parmak şıklatmayı öğrendi, minik cadı. Yaklaşık on beş gündür. Sabahın köründe hatta gece yarısı bile parmak şıklatma sesini duyabiliyoruz.Eşimle birbirimize bakıp bakıp gülüyoruz. Gece bile uyanıp sanırım unuttum mu diye kontrol ediyor. Sabahları zaten onun şıklatma sesine uyanıyorum. Müziklere şıklatarak eşlik ediyor. O minik parmaklardan o sesi nasıl çıkarıyor anlamıyorum.
Şıklatma olayı cepte. Yeni takıntı "ben neden ıslık çalamıyoyum". Umarım biraz geç öğrenir. Düşünsenize gecenin bir köründe evde ıslık sesleri ve parmak şıkırdıları :)) Ya babasıyla beraber gezerken ben yokken ıslık çalarsa, olmaz olmaz biraz daha öğrenmesin :))
Nasıl diye diye, parmak şıklatmayı öğrendi, minik cadı. Yaklaşık on beş gündür. Sabahın köründe hatta gece yarısı bile parmak şıklatma sesini duyabiliyoruz.Eşimle birbirimize bakıp bakıp gülüyoruz. Gece bile uyanıp sanırım unuttum mu diye kontrol ediyor. Sabahları zaten onun şıklatma sesine uyanıyorum. Müziklere şıklatarak eşlik ediyor. O minik parmaklardan o sesi nasıl çıkarıyor anlamıyorum.
Şıklatma olayı cepte. Yeni takıntı "ben neden ıslık çalamıyoyum". Umarım biraz geç öğrenir. Düşünsenize gecenin bir köründe evde ıslık sesleri ve parmak şıkırdıları :)) Ya babasıyla beraber gezerken ben yokken ıslık çalarsa, olmaz olmaz biraz daha öğrenmesin :))
1 Şubat 2012 Çarşamba
Galiba kış mevsimi de güzel
| Karlara yatalım diye tutturdu. Sitenin içine kadar zor dayandı. Girer girmez de kendini attı karın üstüne. |
| Bana kar atmak nasılda hoşuna gidiyor, bilseniz. |
| Bu minik ayaklar karlara da gömülürmüş. |
| Dün çok soğuktu dışarıda kardan adam yapamadık ama evimizin balkonuna o kadar çok yağmıştı ki bizde balkonda kardan adam yaptık. Çirkin bir kardan adam oldu ama Defne'ye yetti. |
| Gece kar başka güzel. |
31 Ocak 2012 Salı
Ne yapsak ne yapsak derken...
Dışarıda neredeyse tipi diyeceğimiz şekilde kar yağınca evden dışarıya adım atamıyoruz. Tatil olunca Defne'yi kreşe de göndermiyorum. Ama onu oyalamak gerçekten zor oluyor. Onunla eskisi gibi etkinlik yapamıyoruz. Kitap ta okuyamıyoruz. Sürekli inatlaşma dönemine yine girdik.Tam bir keçi... Ne desem tam tersini yapıyor.Sözleri çok acımasız. Sanki annesi değilim de düşmanıyım. Biliyorum geçici bir süreç ama sabrım bazen taşıyor. Her alttan almaya kalkışım hayal kırıklığı... O kadar yoruyor ki... Yine de vazgeçmiyor ve yine kürekleri çekiyorum. Karaya belki ulaşırım diye...
Ne yapsak ne yapsak derseniz. Bu da evde sıkılanlara bir etkinlik örneği. Elimizdeki kağıtlardan farklı geometrik şekiller kestim. Masanın üzerine koydum. Ben daha söylemeden o zaten yuvarlakları alıp bak kardan adam diye başladı. Zaten ondan sonra gerisi geldi.
O köşedeki yuvarlakların olduğu şekil babasının arabasıymış. Ortasındaki mavi şekilde koltuğuymuş. Babası rahat etsin diye. Tabii bu yakışıklı adam babası. Aslında kardan adam diye başlamıştı. O ev bizim evimiz. Ağaçta bahçemizdeki ağaçmış.
Ne yapsak ne yapsak derseniz. Bu da evde sıkılanlara bir etkinlik örneği. Elimizdeki kağıtlardan farklı geometrik şekiller kestim. Masanın üzerine koydum. Ben daha söylemeden o zaten yuvarlakları alıp bak kardan adam diye başladı. Zaten ondan sonra gerisi geldi.
O köşedeki yuvarlakların olduğu şekil babasının arabasıymış. Ortasındaki mavi şekilde koltuğuymuş. Babası rahat etsin diye. Tabii bu yakışıklı adam babası. Aslında kardan adam diye başlamıştı. O ev bizim evimiz. Ağaçta bahçemizdeki ağaçmış.
29 Ocak 2012 Pazar
güle güle bukleler
Artık buklelerimiz çok minik sadece uçlarda var. Açıkçası pişman oldum.Uzun saçı daha çok yakıştırıyordum. Sonra düşündüm ki yine uzar. Tabi ilki gibi olmaz. Çünkü onlar anne saçıydı. O bukleleri aldık ve saklıyoruz.
1 Ocak 2012 Pazar
Bereket kuşlarımız
27 Aralık 2011 Salı
Babasını ne de çok severmiş...
Bu resimleri mutlaka koymamalıyım diye düşündüm. Gerçekten çok hoşuma gitti. 1. resimde sulu boya ile yaptığı babasıymış. O hafta sonu işe gittiği için onu tek başına yapmış. Babasıyla o kadar çok eğleniyorlar ki, sanırım o yüzden onu rengarenk boyamış. Saçlar yakıyor zaten. Hele kırmızı yanaklara koptum.
Diğer resimi ise gecenin on birinde yapmış. Ben çok rahatsızdım, bu yüzden uyudum. Babası Defne'yi bir türlü uyutamamış o gece. Babasının tv izlediği bir anda. Bizimki bu resmi yapmış. Ben ilk gördüğümde eşime kesin yardım etmiştirsin falan dedim. O da inanamamış. Üstelik bu resmi verirken "babacığım bu resmi sonsuza kadar saklarmısın"demiş.![]() |
| Üzgün kardan adamımız |
26 Aralık 2011 Pazartesi
Haftanın anne çocuk yemek etkinliği
Bizi takip edenler bilir. Ben ve kızım mutfakta çok iyi vakit geçiriyoruz. Defne mutfakta bana yardım etmeyi çok seviyor. En önemlisi bir iş yapabildiğinde kendine olan özgüveni artıyor. Bende bu güveni artırmak için elimden geleni yapıyorum. Üstelik eğlenceli de geçiyor. Ben iş taparken onu tv karşısına oturtmak zorunda da kalmıyorum. Aynı zamanda el becerileri de gelişmiş oluyor. En güzeli de onun minik tombiş elleriyle yapılmış yemekleri yemek oluyor. Her ne kadar yamuk yumuk olsa da onun ellerinden olunca daha lezzetli oluyor.
Bloğumda haftanın anne çocuk yemek köşesini yapmaya karar verdim. Keşke şimdiye kadar yaptığımız yemekleri koysaydım. Neyse bundan sonra her hafta buradayız. Sizde minik yavrularla berber hoş vakit geçirmek isterseniz. İşte size sigara böreği. Tarife gerek yok sanırım. Siz peyniri koyun onlar yuvarlasın.
Bloğumda haftanın anne çocuk yemek köşesini yapmaya karar verdim. Keşke şimdiye kadar yaptığımız yemekleri koysaydım. Neyse bundan sonra her hafta buradayız. Sizde minik yavrularla berber hoş vakit geçirmek isterseniz. İşte size sigara böreği. Tarife gerek yok sanırım. Siz peyniri koyun onlar yuvarlasın.
17 Aralık 2011 Cumartesi
Oh be!
Sonunda Defnenin kulağı neredeyse üç aydır gördüğümüz antibiyotik tedavisine cevap verdi. Bugün tekrar Dr. gittik. Yaptırdığımız test sonucunda kulağımıza tüp takılmasına gerek kalmadığını öğrendik. Kulaktaki sıvı hala var ama ameliyat olacak seviyede değil. Şimdilik ilaca ara verdik. Artık çok dikkatli davranmamız gerekiyor.Kesinlikle burununu tıkalı tutmamalıymışız, ve üst solunum enfeksiyonu olmasın diye çok dikkatli olmalıymışız.Umarım bir daha tekrarlanmaz. Dr. söylediğine göre yaklaşık on üç on dört yaşına kadar sürekli bu kulak bize sorun çıkaracakmış. İyi olan şmdi iyi olmamız.
Bu pasta delisi kız ve arkadaşları yaptığım pastaları bir çırpıda bitirdiler. Hepsi iki dilim yedi ve hala yok mu diye mzırdandılar. Aynı gün yerli malı haftasını da kutlamışlar. Bu şapkalar da ondan kalma.
14 Aralık 2011 Çarşamba
doğum günün kutlu olsun minik kız
Canım kızım doğum günün kutlu olsun. Bütün güzellikler her zaman seninle olsun. Umarım yeni yaşın sana en çok sağlık ve mutluluk getirir.Seni çok ama çok seviyorum minik bebeğim...
Ne çabuk geçti koskoca üç yıl. Oysa senin dünyaya gelmeni beklediğim o gece sanki bir ömür kadar uzundu. Ne olur çok çabuk büyüme, her anın tadını çıkaralım.
12 Aralık 2011 Pazartesi
...
Artık yüreğim daralıyor hem de çok. Ne yapacağını bilmez bir halde elimden hiç bir şey gelmeden , sonunda ne olacağını bilmeden bir bekleyiş. Evet bazen şükrediyorum ya daha beteri olsa çaresiz bir dert olsa, ya da ne bileyim kalıcı bir sakatlık olsa diye diye kendimi teselli edip duruyorum. Hep beterin beteri olduğunu düşünüp kendimi teselli ediyorum.Evet belki bazılarına göre abartıyorum, ama bütün dertleri tek başına yüklenmek o kadar zor ki...Hani insanın kadere yeter artık dur biraz dediği anlar vardır. Dolmuşsunuzdur., çabalamaktan yorulmuşsunuzdur, her şey üst üste gelir ve yeter artık dersiniz işte ben de artık yeter yoruldum demek istiyorum.
9 Aralık 2011 Cuma
3'e 3 kala
3'e 3 kala sonunda gecikmiş olan yazıların tamamını ekleyebiliyorum. Ah bu kulak bizi mahvetti diyebilirim. Uzun süredir gördüğümüz kulaktaki sıvı tedavisi malesef sonuç vermiyor. Onun üzerine bir de orta kulak iltihabı gelince artık düşünün siz Defneyi.Bir türlü geçiremediğimiz kuak ağrısı ve sonunda iğneler. Bugün son iğnemiz ve kontrolümüz var. Bir haftadır sonunda bu gece iki üç defa kalksa da uyudu.
Hasta olması aslında onun işine yaradı malesef bakacak kimsemiz olmadığı için ben okuldan bir gün izin aldım, babası üç gün izin alınca , ilk defa babasıyla bu kadar uzun vakit geçirdi. Tabi okulu da astık. Baba kız evde üç gün hastalığa rağmen boş durmamışlar. Aşaığdaki evi yapmışlar Defne sulu boya ile boyamış. Gerçekten çok beğendim. Bence sokakalarda ki bütün evler öyle olmalı. düşünsenize rengarenk.
Her ne kadar kreşe devam etse de biz evde okul sonrası etkinliklere devam ediyoruz. Ben genelde iş yaparken o kendince bir şeyler yırtıyor yapıştırıyor, boyuyor. Güzel kızım benim yapıştıracak bir şey bulamamış galiba kalemleri almış kağıda yapıştırmış. Öyle bir sevinçle gösterişi vardı ki ;sana süpriz yaptım diyerek.
Ben sınıftaki öğrencilerime üç aydır öğretmeye çalıştığım rakamları benim kızçe nasıl öğrendiğini bile anlamadığım şekilde öğrenmişti. Sanırım geçen seneydi. Ben öğrencilere performans ödevi yaptırınca Defne de dayanamadı, bende abilerinkinden, ablalarınkinden yapıcam diye tutturdu. Kesmek ve rakamları yazmak benden gerisi Defneden.
Daha önce Defne'nin uyku probleminden söz etmiştim. 3 yaşına girdik ama hala uyku problemine devam ediyoruz. artık gündüz uykusunu tamamen bıraktık, ama Defne kreşten gelince bazı günler sanırım çok yoruluyor ve olduğu yerde uyuyup kalıyor. Bu resimler de yine o uyuma anlarından, farklı zamanlarda.
Tabi bu kız 3'e 3 kala ine bana yardım ediyor her zaman.Artık mantarları bile yıkıyor. Hemde üzerinde hiç siyah nokta bırakmadan. Artık oyuncaklarını tamamen kendisi toparlıyor.
İşte böyle 3'e 3 kala . Yarın doğum günümüzü kutlayalım dedik. İki gün önce ama olsun. Kreşte kutlamayı Defne istemedi. evde de kimse olmayacak zaten sadece kuzenimiz ve biz. bir tek onu çağırmamı istedi. Ben de bu sene hiç hevesli değilim zaten. hiç bir şey yapmadım. Tek istediğim bir an önce iyleşmesi.
Herkese iyi hafta sonları...
Hasta olması aslında onun işine yaradı malesef bakacak kimsemiz olmadığı için ben okuldan bir gün izin aldım, babası üç gün izin alınca , ilk defa babasıyla bu kadar uzun vakit geçirdi. Tabi okulu da astık. Baba kız evde üç gün hastalığa rağmen boş durmamışlar. Aşaığdaki evi yapmışlar Defne sulu boya ile boyamış. Gerçekten çok beğendim. Bence sokakalarda ki bütün evler öyle olmalı. düşünsenize rengarenk.
Her ne kadar kreşe devam etse de biz evde okul sonrası etkinliklere devam ediyoruz. Ben genelde iş yaparken o kendince bir şeyler yırtıyor yapıştırıyor, boyuyor. Güzel kızım benim yapıştıracak bir şey bulamamış galiba kalemleri almış kağıda yapıştırmış. Öyle bir sevinçle gösterişi vardı ki ;sana süpriz yaptım diyerek.
Ben sınıftaki öğrencilerime üç aydır öğretmeye çalıştığım rakamları benim kızçe nasıl öğrendiğini bile anlamadığım şekilde öğrenmişti. Sanırım geçen seneydi. Ben öğrencilere performans ödevi yaptırınca Defne de dayanamadı, bende abilerinkinden, ablalarınkinden yapıcam diye tutturdu. Kesmek ve rakamları yazmak benden gerisi Defneden.
Daha önce Defne'nin uyku probleminden söz etmiştim. 3 yaşına girdik ama hala uyku problemine devam ediyoruz. artık gündüz uykusunu tamamen bıraktık, ama Defne kreşten gelince bazı günler sanırım çok yoruluyor ve olduğu yerde uyuyup kalıyor. Bu resimler de yine o uyuma anlarından, farklı zamanlarda.
Tabi bu kız 3'e 3 kala ine bana yardım ediyor her zaman.Artık mantarları bile yıkıyor. Hemde üzerinde hiç siyah nokta bırakmadan. Artık oyuncaklarını tamamen kendisi toparlıyor.
İşte böyle 3'e 3 kala . Yarın doğum günümüzü kutlayalım dedik. İki gün önce ama olsun. Kreşte kutlamayı Defne istemedi. evde de kimse olmayacak zaten sadece kuzenimiz ve biz. bir tek onu çağırmamı istedi. Ben de bu sene hiç hevesli değilim zaten. hiç bir şey yapmadım. Tek istediğim bir an önce iyleşmesi.
Herkese iyi hafta sonları...
26 Kasım 2011 Cumartesi
Artık bu bücüre yatişemiyorum
Büyüyüyen ve artık nerdeyse üç dediğimiz minik dev kız. Büyümüşte artık bir Suavi hayranı mı olmuş yoksa. En favori parçamız ise "Sende başını alıp git me ne olur?" Uzun zamandır bu parçayı dinlemiyorken, babası sana hangi şarkıyı açayım diye sormuş. Minik kızımız ise "suyu mu içtim ekmeğimi yedim aç" demiş. Açıkçası sözlerini bu kadar net hatırlaması bizi şaşırttı.Gerçekten bu parçayı baya zamandır dinlememiştik.İşin ilginç yanı biz eşimle ilk tanıştığımız yıllarda sadece suvai dinlerdik. Hatta her sevgilinin parçası olurya bizim ki de Suavi den Hasret Türküsüydü. Dinlemek için tık tık.
Bu aralar zaten Defne bizi inanılmaz şekilde şaşırtıyor. Sabah oyuncak konuşturuyoruz yine neyse ben bir oyuncağına merhaba diyorum. O cevap vermiyor. Sonra Defne " o artık sana pas vermiyor" demez mi?
Geçen gün küçülmüş bir kazağı vardı.En çok sevdiği kazğı diyebilirim. Yanıma geldi "anne bu aytık bana küçük oluyo bunu .......ya verelim mi ? O küçük o giysin. Ben şok durumdayım kii ne şok. Defne bize bile hiç birşeyini vermeyi bırakın elletmez bile.Daha aklıma gelmeyen neler neler.
Daha önce de söylemiştim Defne şarkılara başka söz uydurmayı çok seviyor. Fakat bu ara uçtu. Çene hiç kapanmıyor artık direk kendi şarkılarını besteliyor. Etrafında gördüğü herşeye hem de herşeye. Hayal dünyası iananlımaz geniş sürekli senaryolar yazıp duruyor. Okulda da böyleymiş. Kitapların resimlerine bakarak hikayeler uyduruyormuş. Serbest etkinlik saatinde evciliği kurgulayıp diğer çocukları dahil ediyormuş. Ne anlattıklarına yetişebiliyorum ne de söylediği şarkılara. Kamera çekimi yapmaya çalışıyorum o zaman da doğal davranmıyor. Acaba büyüyünca bu kız besteci falan mı olacak. Sezen Aksu2 :)))Şaka bir yana umarım bu yaratıcılığı hiç kaybolmaz.
En şaşırdığımız şey artık mızmızlığının yavaş yavaş yok olması. Bir de artık anneciğim seni çok seviyorum diye gelip gelip sarılıp öpmesi.
Galiba ben bu üç yaşındaki Defneyi daha çok seveceğim...
16 Kasım 2011 Çarşamba
başlık koyamadım
Bütün enerjimin bittiği bir gün. artık bin parçaya bölünmüş durumdayım. Nereye nasıl yetişeceğimi bilmiyorum. Bir yerden başlamma gerek ama bir türlü elim gitmiyor. Zaman denen kavramı tamamen yitirdim.
Ne işe yetişebiliyorum, ne eve ne de kızıma...
Güzel kızım benim, bugün okulda sigara böreği yapmışlar. Önlükler giyilmiş, şapkalar takılmış. Öğretmenleri Defneye çok yakıştırmışlar resim çekmişler ama henüz alamadım. Okul iyi gidiyor gülen yüzler çok işe yaradı. karşılığında kitabı da treni de aldı. Şimdi okula sevdiği için, eğlendiği için gidiyor. Okulda hergün yeni bir şarkı öğreniyor. İşin ilginci bütün şarkıların nerdeyse tamamını evde tekrar edebiliyor. Evde bütün gün susmadan şarkı söylüyor. Herhalde unutmaktan korkuyor. Defneyi doğduğundan beri ilk defa bu kadar mutlu görüyoruz. Sonunda biraz olsun evimize huzur geldi diyebilirim. Üç yıldan beri ilk defa ağlamadan bir gün geçirdiği oldu. Aman nazar değmesin diyorum.
Bu aralar yap bozlara takmış durumda 24-30parça yapbozları yapabiliyor. Herhalde yaşına göre normaldir.Kitap okumaya devam. Uzun zamandır kitapları ekleyemiyorum. Bir ara eklemeliyim.Hiç bir şeye yetişemesem de ucundan hayatı yaklamya çalışıyorum işte...![]() |
| Okul için diktiğimiz çilli begonyamız. |
24 Ekim 2011 Pazartesi
Bu resme mutlaka bakın
Anlatacak çok şey var aslında ama önce bu fotoğrafı anlatmak istiyorum. Defne yine okulda uyumamış. Eve geldik ben yemek hazırlamak için mutfağa geçtim ona da tv açmıştım. Biraz dinlensin meyvesini yesin diye. Aradan sanırım on dakika falan geçti. Normalde Defnenin ağlayıp beni çağırması gerekir ama ses gelmeyince ben de merak ettim içeri girdim ve bu anı kaçırmamak için fotoğrafladım. Başka biri koysa yok canım kesin çocuk poz vermiş derdim.
Boynunda ki gülen yüz Defne okulda ağlamayınca takılıyor. 10 gülen yüzden sonra kitap hediyesi var ucunda, ama biz hala üçüncüdeyiz. Alması için hiç ağlamaması gerekiyor. Bizimki gün içinde az da olsa mutlaka mırıldanıyor tabi böyle olunca da alamıyor.
Kreşte dah iyiyiz. En azından daha istekli gidiyor. Asıl sorunumuz bu aralar kulaktaki sıvı. Defnenin kulağında sıvı varmış. Bir süredir antibiyotik tedavisi görüyor fakat hiç bir ilerleme kaydedemedik. Bir hafta daha deneyeceğiz. Götürüdğümüz doktor kulağına tüp takılması gerketiğini söyledi ama ben başka doktora daha götüreceğim.
Belki de Defnenin bu kadar mızmızlıklarının arkasında hep bu neden yatıyordu. Çok ağrısı olmuyor. Hatta nerdeyse yok ama sanırım kulağının içini sürekli bir şeyler tırmalıyor. Bakalım umarım bu sefer bu ilaçlar iyi gelir. Ameliyatla takılıyormuş tüp.Takılmazssa çocukta sağırlığa kadar neden oluyormuş. Umarım o safhalar gelmeden hallederiz.
Önemli bir olayda evimizin önündeki baz istasyonu kalktı. Aslında hiç bağlanmamıştı. Gizlice kurmuşlardı, fakat bağlamaya izin almamışlardı. Kurdukları gibi gelip söktüler, hem de hiç çalıştıramadan:))))
15 Ekim 2011 Cumartesi
güldüğünü görmek her şeye değer
Sonunda bir ay aradan sonra tekrar yazmayı başarabildim. Yazmak ,içimden gelmediği için değil sadece vaktim olmadığı için yazamadım. Şu geçen bir ay sanki ömrümden bir yıl gibi geçti. Keşke sadece yoğunluk olsaydı.
Defne şu son ayda tam anlamıyla çığırından çıktı. Kreşe gitmek istememesi olayı son iki güne kadar devam etti. Bütün gün kreşte ağladı, sonra eve geldik evde de ağlamaya devam etti. Sadece gündüz ağlasa neyse geceleri de aynı şekilde devam etti.
Ağlama nedenin altında benim öğretmen oluşum yatıyor. Defne öğretmen kavramıyla tanışınca, öğretmenin çocuklarla ilgilendiğini, oyun oynadığını görünce sürekli bende senin okuluna geleceğim diye tutturdu.Sürekli ona büyüyünce gideceğini, benim okulumda oyuncakların olmadığını, oyun oynamadığımızı anlatıp durdum. Ben de kreştekiler de ne yaptıysak son iki güne kadar olmadı. Ben kızımın normal bir çocuk olmadığını biliyordum. Bunu kabul ettim fakat insanlar hep der ya huyudur ,cocuk işte. Kreşe gidince bunu daha iyi gördüm. Neyse ne olursa olsun huysuz da olsa , minik bir cadı da olsa o benim kızım. Son iki gün nasıl düzeldiğine gelince başka bir sınıfa verdiler. Üç yaşına girmeden dört yaş grubuna devam etti. Başka bir öğretmen ve biraz büyük arkadaşlar. Bir de ödül olarak ağlamadığı her güne bir gülen yüz veriyorlar. On gülen yüzümüz olunca bir kitap hediye edecekler.
Son iki güne kadar bir ay tam anlamıyla kabustu ama güzel şeylerde yapmaya çalıştık.Evimize çok yakın olan viaporta sirk geldi. Defneyi sirke götürdük.İlk başlarda biraz eğlendi, kaplanları görünce biraz korktu. Bir ara gözünü bile kapadığı oldu. Eşeklere kırbaç attıklarında anne vurmasınlar diye baya söylendi. Yere vurduklarını gösterince biraz rahatladı. Hayvanların sirkte olmasının doğru olmadığını anlatmaya çalıştım, zaten eşeklere yapılanı görünce yavrumun tepkisi anlatmama bile gerek kalmadığını gösterdi.
Uzun zamandır onun güldüğünü göremiyordum. bırakın gülmeyi oyuncaklarını bile hiç ellemedi. Umarım şu son iki gün geçici bir süreç değildir. Çok ama çok bunaldım. Artık nefes alamıyorum. Ne olur artık benim kızımda normal tepkiler verip biraz mutlu olsun. Onun güldüğünü görmek çook güzel ve inanın çocuğunuzun size sarılması da çok güzel.
15 Eylül 2011 Perşembe
Sakin olmalıyım
Yok ben anlamıyorum kızımı. Bir gün iyi bir gün kötü. Tamam Defne artık eskisi gibi değil değişti daha uyumlu bir çocuk oldu, demeye kalmıyor ardından yine birşeyler çıkarıyor. Bu aralar hırçınlıklar hat safhada ne dersem tersini söylüyor, ne istesem tersini yapıyor, bağırmalar, sebepsiz ağlamalar, hatta bana vurmaya çalışmalar.Beni iyice çileden çıkardıktan sonra gelip bir de özür dilemesi york mu, işte asıl o zaman delleniyorum. Asıl kızdığım da bile bile beni kızdırmaya çalışması oluyor.Nerdeyse üç yaşına geldi ama hala bir bebek kadar ilgi istiyor. Hiç kendi başına oynamıyor. Kreşte yorulur, evde biraz dinleriz falan diyorduk, nerdeee...Kreşten çıktığımız gibi parka gidiyoruz. Daha yolda gelirken benimle evde ne oynayacağız onun pazarlığını yapıyor. Bütün çocuklar mı böyle, yoksa biz mi. Hayır neden benim kızım hiç yorulmuyor. Okulda çocuklara iki satır yazı yazdırıyorum, yorulduk demeye başlıyorlar.
Yok yok Defne benim sabrımı deniyor. Kızım sayesinde Mevlana oldum. Öyle çok sabrediyorum ki...
Neyse konuyu değiştireyim, artık sık sık yazamayacağım. Kreşe başlayalı bir ay oldu. Son iki haftadır düzenli gidiyoruz. İlk bir haftadan sonra alıştı ama bugün nedenini bilmiyorum ama yine ağlayarak bıraktım. Gitme anne diye ağlayışı yüreğimi eritti okula gidene kadar kulaklarımda çınladı sesi. Kreşi arayıpta iyi olduğunu öğrenene kadar içim içimi yedi. Almaya gittiğimde de aynıydı. Anlayamadığım bir sorun var ama bakalım sonunda ne çıkacak. Öğretmenine deli gibi bağlandı. Onsuz hiç bir yere gitmiyormuş. Evde de sürekli ondan söz ediyor. Her gün ona evden veya sokaktan birşeyler bulup götürüyor. Bu beni hem sevindiriyor hem korkutuyor. Benden başka birilerine bağlanması hoşuma gidiyor ama diyelim öğretmen başka okula gitti. İşte o zaman terkedilmişkil duygusu yaşayabilir. Bu daha büyük sorun olur gibi geliyor. Bakalım zaman ne gösterecek.
Bende okula başaldım. Mini mini birler. O kadar tatlılar ki... Bu sene çok yoğunum bir yanda Defnem bir yandan çocuklar. Şimdidien yemek yemeyi bile unuttğum zamanlar oluyor. Şu çocuklar bir an önce okumayı öğrense ne güzel olacak :))
11 Eylül 2011 Pazar
Biz gittik çok beğendik.
Gerçekten gidilip görülmesi gereken yerlerden birtanesi. Ben Defne Nil'in bloğunda gördüm ve eşimin başının etini yedim hadi bizi götür diye. Eşim ilk başta isteksiz yaklaştı. Gidip ne yapıcaz orada, sadece çiçekler vardır , sıkılırız diye.
![]() |
Neyse zar zor iknanın ardından ben hazırlanmaya başladım. Daha önceden okuduğuma göre orada içecek su bile alacak yer yokmuş. Aklınıza gelir mi İstanbulda böyel bir yer. Eşim tabi zaten hemen geliriz, eminim sıkılırız derken ben yine bizraz yiyecek, biraz içecek aldım yanıma. Önceden yol haritasına bakarak yola çıktık. Tabi bu kadar yakınımızda ve bu kadar kolay bulabileceğimiz tahmin etmemiştik. Neyse Defne normalde 15 dk dan fazla yürümediği için mızırdanır diye bebek arabasını aldık. Tabi biraz ilerleyince Defneyi tutumak ne mümkün. Tam iki saat hiç oturmadı. Oradan oraya koşturdu. Bu iki saatin sonunda hadi acıktım piknik yapalım diye tutturdu. Bu arada en çok yemeği de eşim yedi. Bana ne gerek var diye söylenirken. Sonunda gerçekten bir doğa cenneti olan Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesine gitmiş olduk.Fotoğraflardakinden daha güzel diyebilirim. Hem eğleniyor, hem keşfediyor, hem dinleniyor, hem de huzur buluyorsunuz.İlk fırsatta yine gitmeyi düşünüyoruz belki oralarda karşılaşırız.
![]() |
| En çok labirentte oyalandık. Evde de saklanbaç oynamayı çok sevince, orada daha çok hoşuna gitti. |
![]() |
| Neden okullara ya da kreşlere böyle denge ve dikkat geliştirici oyuncaklar koymazlar ki... |
![]() |
| Benim bile halatın üstüne çıkıp yürüyesim geldi. |
![]() |
| Nereye koşturacağını şaşırıp, oradan oraya koşturdu. |
![]() |
| Her zaman ki gibi hayvan dostlarıyla başbaşa... |
![]() |
| Terleyince elimizi yüzümüzü yıkadığımız orjinal çeşmelerden biri. |
![]() |
| Taş meraklısı kızım orada da taş buldum diye koşuşturdu ki. İçinde izmaritleri görünce bak anne kötü bişey yapmışlar diye sigara içenlere söylendi. |
![]() |
| Ördekler ve kazlar çimenlerde dolaşırken , benim kızım onlara sarılmak için koşturunca, bütün hepsi kendini zor suya attı. |
![]() |
| Yorulmuş bir halde çimenlere yayıldık. |
![]() |
| Nilüferlere bayıldık. |
7 Eylül 2011 Çarşamba
Defne ve Beren
![]() |
| İki minik prenses... |
![]() | ||
| Bu resimler aslında bayramda çekilmişti ama ben ancak fırsat bulabildim. Beren Defnenin kuzeni. Aralarında dört ay var. Bu zamana kadar birlikte pek anlaştıkları söylenemez. Aslında Defneden kaynaklanıyordu. Her zaman dediğim gibi zor çocuk ve her konuda zor olmayı başarıyor. Arkadaşlık konusunda bile diğer çocuklar gibi değildi. En azından şimdiye kadar. Galiba kreşin etkilerini görmeye başladık. Berenlede son birkaç buluşmamızda gayet iyi anlaştılar. İkisi birbirinden hiç ayrılmadılar. Beraber kaldığımız gecenin sabahında Defne uyanır uyanmaz ilk sorusu "anne beren nerede yattı". Tabi Bereninde ilk sorusu " Defne nerede" . Eve geldik sürekli Beren den bahsediyoruz. Kızım Bereni seviyormusun diye sorduğumuzda gelen yanıt. " Anne insan kardeşini sevmez mi? | Eve geldik yatıyoruz kalkıyoruz |
![]() |
| Bu resmi gerçekten seviyorum. |
28 Ağustos 2011 Pazar
Bayram mı yoksa başka bir şey mi?
Hani kime sorsanız nerede o eski bayramlar , benim zamanımda çok farklıydı der başlar anlatmaya.
Benim zamanımda yeni çocukken farklı mıydı bilmem. Ama benim için farklıydı. Biz iki kardeştik. Birbirini kedi köpek misali yiyen ama yine de birbirinden ayrılmayan iki kardeş. O zamanlar maddi durumumuz iyi değildi. Bayramdan bayrama yeni giysiler alınırdı.Bayram bizim içi yeni kıyafet yeni ayakkabı ya da dededen alınan, bize göre büyük harçlık demekti.
Genelde bayrama bir iki gün kala alınan o kıyafetler annemlerin odasında bulunan elbise dolabına asılırdı. Ben hiç unutmam, sürekli gidip gidip alınan kıyafete dokunur, annem evde yoksa şöyle bir deneyip sonra çıkarırdım. Hele ayakkabı alınmışsa gerçekten yattığımız yatağın altına koyar gece bile kalkıp ayağıma denerdim. Kim bilir bayrama kadar kaç kere giyip çıkarırdım. Hele bayram gecesi sevinçten uyuyamazdım.
Bayram sabahı uyanır uyanmaz kahvaltı yapar, anne babayla bayramlaştıktan sonra sokağa fırlardık. Önce apartmandaki bütün evlere girip şekerleri alırdık. Ardından bütün mahalleyi dolaşırdık. Sonra da kardeşimle oturup kimin şekeri çok diye yarışırdık. Şeker toplama yarışını kaybedeceğiz diye şeker yemeye korkardık. Tabi ben şekere dayanamayan birisi olarak hep bu yarışı kaybederdim.
Sonrasında başlardı akraba ziyaretleri. Öncelik olarak dedemlere gidilirdi. Bende kardeşimde daha yolda giderken, dedemin vereceği harçlıkla alacağımız şeyin hayalini kurardık.O üç kuruş harçlıkla bilseniz biz neler neler alırdık.Sonunda bu harçlıklar genelde saklanır ve okul masrafı olarak kullanılırdı. Belki bu yüzden kıymetliydi benim için kitaplar, ya da kalemlerim.
O ziyaretten sonrası çok önemli değildi benim için çünkü bayram anlamını kazanmıştı artık. Bir çocuk daha ne isterdi ki.
Şimdi bayram ne mi benim için. Sadece tatilden ibaret. Birde ailemden uzak olduğum için onları görebilmek.
Şimdi kızımı düşünüyorum. Onun için bayram ne demek olacak acaba. Onun benimle aynı duyguları paylaşmayacağına eminim. İster miydim paylaşmasını onu da bilmiyorum. Ama bir şeyi zor elde etmesini isterdim. Ne bileyim ne olduğu önemli değil ama gerçekten isterim. Bir şeylerin kıymeti, ancak onun için uğraşılmışsa , o şey için emek verilmişse daha iyi anlaşılıyor.
Sanırım benim içinde, benim gibi bir çok çocuk içinde bayramlar farklıydı. Umarım bizim çocuklarımız için de farklı olur.
Herkese iyi bayramlar. ..
25 Ağustos 2011 Perşembe
Küçük ama büyük
Artık büyüyen ve duygularını sadece davranışlarla değil sözlere aktaran minik ama dev kızdan:
Oturup tv izlerken bir anda çocuk annenin suratına bakar ve:
1.
-Anne sen benim güzel annemsin ama bazen çok çirkin oluyorsun.
-Ne zaman çirkin oluyorum kızım.
-Bana kızdığın zaman :(( Anne dumur vaziyette
2.
Çocuk anneyi çileden çıkarır ve kaşları çatılır:
-Anne niye suratın asıldı, yoksa bişeye mi kızdın?Hadi söyle bak niye kızdın?
-Anne bu lafın üstüne kahkahayı patlatır sanki karşısında büyük insan varmış gibi.
3.
Çocuk yaptığı her hareketi sadece kendinin yapabildiğini düşünerek ve büyüdüğünü ispatlama çabalarında hareketler yapmaya( örneğin ellerini yere koyar takla vaziyetinde bir ayak havada ), ya da bir cismi taşımaya kalkar:
-Anne sen böyle yapabilir misin?
- Yok bebeğim nasıl yapayım. Göster bakalım deneyeyim. Oldu mu?
-Hayıy öyle değil böyle. Sen yapamıyoysun , babam da yapamaz dimi, ama ben yapayım. Çünkü ben büyüdüm.
4.
Çocuk ve anne tuvalete girer. Çocuk tuvaletini yapar ama o lazımlıktan bir türlü kalkmak istemez. sonunda daynamayan ve sıkışan anne tam tuvaletini yapcakken:
- Çocuk hadi yap sana kocaman afeyin diycem.
Anne bitirir:
-Kocaman bir alkış ve afeyin sana , afeyin sana. (Görende matematik olimpiyatlarını geçtim sanar)
5.
Baba her akşam eve gelir. Çocuk kapı sesini duyar :
-Babam babam (yüksek sesle bağırarak evin içinde saklanır.)
Baba gelir:
Benim güzel kızım nerde?
-Bilmiyorum babası az önce evdeydi ama sokağa gitti galiba.
Her zaman aynı yere saklanan çocuk başlar kıkırdamaya, sonra ortaya çıkar.
-Baba ben şunu yaptım, baba annem bana kızdı, baba şuraya gittik... (yani ağzında bakla ıslanmaz herşeyi yetiştirir.)
Babayla oynamaya başlarlar:
-Hadi baba bin sırtıma ben seni taşıyabiliyim. Güçlendim ben güçlendim büyüdüm.Ama pekmez içmedim.
Oturup tv izlerken bir anda çocuk annenin suratına bakar ve:
1.
-Anne sen benim güzel annemsin ama bazen çok çirkin oluyorsun.
-Ne zaman çirkin oluyorum kızım.
-Bana kızdığın zaman :(( Anne dumur vaziyette
2.
Çocuk anneyi çileden çıkarır ve kaşları çatılır:
-Anne niye suratın asıldı, yoksa bişeye mi kızdın?Hadi söyle bak niye kızdın?
-Anne bu lafın üstüne kahkahayı patlatır sanki karşısında büyük insan varmış gibi.
3.
Çocuk yaptığı her hareketi sadece kendinin yapabildiğini düşünerek ve büyüdüğünü ispatlama çabalarında hareketler yapmaya( örneğin ellerini yere koyar takla vaziyetinde bir ayak havada ), ya da bir cismi taşımaya kalkar:
-Anne sen böyle yapabilir misin?
- Yok bebeğim nasıl yapayım. Göster bakalım deneyeyim. Oldu mu?
-Hayıy öyle değil böyle. Sen yapamıyoysun , babam da yapamaz dimi, ama ben yapayım. Çünkü ben büyüdüm.
4.
Çocuk ve anne tuvalete girer. Çocuk tuvaletini yapar ama o lazımlıktan bir türlü kalkmak istemez. sonunda daynamayan ve sıkışan anne tam tuvaletini yapcakken:
- Çocuk hadi yap sana kocaman afeyin diycem.
Anne bitirir:
-Kocaman bir alkış ve afeyin sana , afeyin sana. (Görende matematik olimpiyatlarını geçtim sanar)
5.
Baba her akşam eve gelir. Çocuk kapı sesini duyar :
-Babam babam (yüksek sesle bağırarak evin içinde saklanır.)
Baba gelir:
Benim güzel kızım nerde?
-Bilmiyorum babası az önce evdeydi ama sokağa gitti galiba.
Her zaman aynı yere saklanan çocuk başlar kıkırdamaya, sonra ortaya çıkar.
-Baba ben şunu yaptım, baba annem bana kızdı, baba şuraya gittik... (yani ağzında bakla ıslanmaz herşeyi yetiştirir.)
Babayla oynamaya başlarlar:
-Hadi baba bin sırtıma ben seni taşıyabiliyim. Güçlendim ben güçlendim büyüdüm.Ama pekmez içmedim.
Daha bir çok örnek ama unutuyorum ve artık büyüme hızına yetişemiyorum. Büyüyor ve ve ben o anları artık yakalayamıyorum.
![]() |
| Evet artık o büyüyen parmaklar kitaplardan resim bile kesebiliyor. |
24 Ağustos 2011 Çarşamba
What do you see?
Bunlar da ne mi? Defne'ye hayvanları öğretiyorum diyeceğim, ama yok canım neredeyse üç yaşına gelmiş kız diyenler olabilir. Evet Defne'ye hayvanları ve renkleri öğretiyorum ama ingilizcelerini. Aslında renkleri ve sayıları farklı şekillerde öğretmiştim fakat bunları yeni hazırladım. Çocuğuma nasıl yeni bir dil öğretirim diye düşünüp duruken ve araştırıken, ingilizce şarkılar ya da çizgi filmler ararken blogların birinde inanın ismini hatırlamıyorum. (Çok özür dilerim eğer o kişi okursa lütfen benim bloğum diye hatırlatırsa sevinirim. ) şu linke rastladım http://www.youtube.com/watch?v=hiFYFXKkmjQ&feature=related ya da internetten from head to toe diye de aratabilirsiniz. Çok hoşuma gitti. Hemen aklıma bende böyle bir kitap hazırlasam nasıl olur diye bir fikir geldi. Ben evde bulunan bir ajandayı kullandım. Aslında bizim ki ingilizce defteri oldu. Şimdi hergün yeni bir kelime eklemeyi düşünüyorum.Öğrenir mi bilmem ama en azından kulak aşinalığı olur. Farklı bir dilin farkına varması bile güzel.
Sayfanın üst kısmında;
Green frog
Green frog
What do you see? diye yazyor. Ritimli bir şekilde söyleniyor.
Altında ise arka sayfadaki nesnenin .
I see a yellow dog
looking at me.
Neden böyle birşeye başvurdum. Küçücük çocuğun ingilizce öğrenmesi de nerden çıktı diyenlere. Ben ve eşim şuan en büyük eksikliği bu konuda yaşıyoruz. Keşke bir dilde daha bilebilseydik. Üstelik belirli yaştan sonra öğrenmek gerçekten zor oluyor. Defnenin de bizim yaşadığımız zorlukları yaşamaını istemiyorum. Keşke zamanında derslerimize gerçekten işini bilen insanlar girseydi.
Sayfanın üst kısmında;
Green frog
Green frog
What do you see? diye yazyor. Ritimli bir şekilde söyleniyor.
Altında ise arka sayfadaki nesnenin .
I see a yellow dog
looking at me.
Neden böyle birşeye başvurdum. Küçücük çocuğun ingilizce öğrenmesi de nerden çıktı diyenlere. Ben ve eşim şuan en büyük eksikliği bu konuda yaşıyoruz. Keşke bir dilde daha bilebilseydik. Üstelik belirli yaştan sonra öğrenmek gerçekten zor oluyor. Defnenin de bizim yaşadığımız zorlukları yaşamaını istemiyorum. Keşke zamanında derslerimize gerçekten işini bilen insanlar girseydi.
17 Ağustos 2011 Çarşamba
Okul başladı
Kreş maceramız başladı. İlk olarak pazartesi götürdüm Defneyi. Bütün gün kreşin karşısındaki parkta oturup, yarım saattte bir telefon açtım.Bir sorun çıkarsa hemen gideyim diye. Bizim kızın ne yapacağı nasıl davranacağı belli olmaz ki. İlk başta ayrılırken ağlamadı ama sonra ağlamış. Susturmuşlar yine ağlamış. Yaklaşık dört saat kaldı.İlk günü böyle geçirdik. Sonra aldım. Okula gitmek istiyormusun diye sorduğumda o kadar ağlamasına rağmen gitmek istiyorum dedi.
Veli olmak ne tuhaf birşeymiş. Hiç velilerim açısından bakmamıştım olaya. En değer verdiğiniz varlığınızı hiç tanımadığınız birilerine emanet etmek. O kişiyi tanımadan ona güvenmek.Çocuğunuzla sizden fazla vakit geçirmesini istemek. Onu eğitmesini, mutlu etmesini, eğlendirmesini beklemek. Neyse bu sene birinci sınıf velilerim daha şanslı olacaklar:))
Biliyorum kreşle alakası yok ama bunu yapalı uzun zaman olmuştu. Eklemeye fırsat bulamamıştım. Bu da meyve sevmeyen çocuklar için patlak göz. Defne hiç yemediği üzümleri bile yedi. Onlar tokasıymış.
Bugün ikinci gün , ayrılırken biraz mızmızlandı. Arkamdan da biraz ağlamış.Sonra parkı görünce unutmuş tabi. İki seferdir yemek yemeyi reddediyormuş. Zaten zor yemek yiyen bir çocuk. Artık yapacak bir şey belki sabahları erken gitmeye başlayınca acıkır ve yer umarım.
Aslında okulu nasılda isteyip duruyordu. Okula gideceğim deyip duruyordu. Hatta istekli gidiyor ama neden ağladığını anlamıyorum. Birbirimizden ayrılmaya alışkınız. Üstelik öğretmenleri çok ilgililer. Bakalım belki ağlamaktan fırsat bulup etkinliklere katılmaya başlarsa alışır diye düşünüyorum. Umarım yanlış bir karar vermemişizdir. Yoksa altı yaşına kadar beklemek zorunda kalacağız.
Biliyorum kreşle alakası yok ama bunu yapalı uzun zaman olmuştu. Eklemeye fırsat bulamamıştım. Bu da meyve sevmeyen çocuklar için patlak göz. Defne hiç yemediği üzümleri bile yedi. Onlar tokasıymış.
8 Ağustos 2011 Pazartesi
Biz bugün çok eğlendik
Geçen cumartesi üzerimde bilmediğim bir enerjiyle uyandım. Hafta sonu olmasına rağmen babmız yine çalışıyordu ve biz kızçeyle yine başbaşaydık. Uzun süreli tatil olunca da insan evde sıkılıyor tabi. Neyse ilk başta evde vakit geçirelim dedim. Derfnışla açtık müzikleri deli gibi dans ettik. Baktım bu enerji tüknemiyor. Hadi dışarı çıkalım dedim. Defne dünden razı zaten. Planımız otobüsle gidip oradan trene binmek , sonra biraz gezinti en sonda Defnenin en sevdiği şey park.
Tabi sonra geiznti ve park. Park ta şu elle çevrilen beşiklerden vardı( ilk resim). Kaçırırmıyız bindi. Sonra da kocaman bir dondurma, meyveli yoğrut, çikolata, simit ne istediyse serbest.
Babası almaya gelince ilk söylediği şey çok güzeldi. "Baba biz bugün çok eğlendik."
![]() |
| Defnoş sabırsızlıkla otobüs bekliyor. |
Bir solukta hazırlandık çıktık evden. Bindik körüklü iett otbüsüne. O ne ses ya !Tıngır mıngır, hoplaya zıplaya uzunca bir süre gittik. Fakat Defne o sese rağmen kucağımda uyuya kaldı. Ben başladım şimdi inince ne yapacağım demeye. Derken inince gözlerini açtı hemde hiç mzırdanmadan evde olsa hep ağlayarak uayanır. "Anne tyene mi binicez şimdi "diye. Birden kendini alt geçitte buldu, şu içi çarşı gibi olanlardan. Etrafı bir inceleyişi var ki sormayın. Hem mutlu hem meraklı gözlerle bakıyor. Ardından tren istasyonuna geldik. Aslında amacımız Adapazarı ekspresine binmekti ama saatleri tutmayınca bende banliyö trenine bindirdim. İstasyona girdik ve ilk merak ettiği şey raylar oldu. Onlar bakarken tren geldi zaten bindik trene tabi çocuklu olunca yer verildi ve biz oturduk. Etrafı inceleyişi, sesleri dinlemesi, yüzündeki o garip gülümseme herşeye değerdi. O kada mutluydu ki ...
Babası almaya gelince ilk söylediği şey çok güzeldi. "Baba biz bugün çok eğlendik."
4 Ağustos 2011 Perşembe
Nasıl oldu anlamadım ama artık okulluyuz
Doğrusu anlamadan üstelik tam araştırmadan Defne'yi kreşe yazdırdık. Aslında uzun zamandır aklımda olan bir meseleydi. Artık Defne'ye yetmediğimi düşünüyordum. Etrafında sadece ben, eşim ve bakıcımız vardı. Bu durum beni rahatsız etmeye başladı. Çünkü o bir çocuktu ve çocuklarla birlikte olması gerekiyordu. Sadece bu değil tabi... Defne kendini de savunamayan bir çocuk elinden oyuncağı alınsın oturur ağlar, gidip almaz. Aynı zamanda aktif bir çocuk resim yapmayı seviyor, kitap okumayı seviyor, etkinlik yapmaya bayılıyor, sürekli oyun oynamak istiyor ve ben çalışan anne olarak bir yerden sonra onun ihtiyaçlarına ve enerjisine yetişemiyorum.
Kreşi internet üzerinden buldum aslında. Önce başka bir yere baktım ama inanın şaştım. Benim evim daha güzel kreş olur oradan. Koymuşlar ortaya bir masa, iki üç tane oyuncak başlarında öğretmen demeye bin şahit bir kız ve dünyanın parasını istiyorlar.
Bu kreşi içeriye ilk girişte sevdim çünkü her tarafta kitaplar vardı. İlk gözüme çarpanlar Tübitak yayınları oldu ve yüzlerce kitap. Benim için çocuğuma eğitim vermeleri değil orada kızımın ve çocukların seveceği etkinliklerin yapılması. Çünkü o daha çocuk ve çocuk gibi yaşamalı bilgi her zaman öğrenilir. Zaten şimdiden öğrenirse okulda ne öğrenecek.
Burada birde müzik eğitimi var piyano ve bateri. Bizim kızçenin bateri tutukusu başka zaten. O henüz görmedi görünce çıldıracağına eminim. Resim içinde özel resim öğretmeni geliyormuş. Ayrıca sinema saatleri ve kitap okuma saatleri. Birde spor zamanı Defne şu parklardaki spor aletlerinden bile inmiyor. Orada da öyle yaptı. Zor ayırdım. Birde ingilizce öğretiyorlar. Defneyle biz evde başlamıştık. Başka bir dilin olduğunun farkına vardı. Renkleri ve sayıları öğretmiştim. Şimdi yolda ne görse bunun inglizcesi ne diye soruyor. Arada saçma sapan bir şeyler söyleyip anne ben ingilizce şarkı söyledim diyor. Daha ilerlermi bilmemem, öğrense de öğrenmese de önmeli değil önemli olan iyi vakit geçirmesi. Ben işimdeyken aklımın onda kalmaması.
Şimdi asıl sorun alışma evresi ayın onbeşinde başlayacağız. Aslında haftada üç gün gidicek, iki gün bakıcımıza devam. O bizim teyzemiz artık. Ev ortamından da teyzemizden de kopmasını istemiyorum. Bakalım bize neler getirecek ve bizden neler götürecek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




































