30 Haziran 2011 Perşembe

Kısa süreliğine hoşçakalın

           Sonunda beklenen an geldi ve ben iki ay sürecek olan tatilime başladım. Göreve başladığımdan beri hiç bir yıl bu kadar uzun sürmemişti. Bu sene bir çok şey değişti hayatımda. Yeni okul, yeni öğrenciler, yeni arkadaşlar ve yeni bir ev. Geriye dönüp baktığımda aslında bu saydıklarım yaklaşık beş ay içerisinde gerçekleşmiş.  Bakalım seneye neler bekliyor bizi. Minik minik yeni öğrenciler. Şimdiden heycanlanıyorum. 
          Yarın gece tatile çıkıyoruz. Önce memlekete dede ve anneanne yanına, oaradayken küçük bir Antalya ziyareti, sonrası ise belli değil artık babamız bir izne çıksında.
           Defne bakalım bu yaz ne yapacak. Piknik diye deli oluyor. Orada hergün bahçede yemek yenildiği için ona her gün piknik olacak. Geçen sene kayısıların domateslerin olgunlaşıp büyümesini öğrenmişti. Çağlaların büyüyünce kayısı olduğunu, ağaçtan topladığı vişneleri hiç unutmuyor. Yaşayarak öğrenme bu işte.Bakalım bu sene doğayla ilgili neler öğrenecek. 
        Yaklaşık bir senedir bisiklet istiyor. Geçen sene küçük diye almadık. Bu sene de dedesi tutturdu ben alacağım diye. O yüzden almadık. Aslında iyi de oldu. İstediği herşeyin anında olmayacağını ve sabretmesini öğrendi. Şimdi çok heycanlı. Dedeye gidiyoruz deyince aklına tek gelen bisiklet. Hala rengini seçemedi. sokakta ne renk görse bana bundan alsın dedem  deyip duruyor.Sanırım bu yaz ben bol bol Defne peşinde koşturacağa benziyorum.
     Şimdiki çocuklar ne kadar şanslı. Benim hiç bisikletim olmadı. O yüzden bisiklete binmesini de bilmem. Belli bir yaştan sonra öğrenilebilir mi onu da bilmem. Acaba bende Defne'nin bisikletiyle mi başlasam. O uyurken kullanırım :)) 
     Neyse bloğum sana iyi tatiller. Bizi okuyan bütün arkadaşlara da iyi tatiller. Tatilden bol bol resimlerle geleceğim. 

25 Haziran 2011 Cumartesi

Müzikten,yumurta hırsızlığına

        Aslında uzun zaman önce çekilmiş resimler ama eklemeyi unutmuşum. Birinci resim de salonda oturuyoruz. Defnoş kalktı sehpaları ortaya çıkardı. Sonra elleriyle sehpalara vurup ayağını altında oynatmaya başladı. Kızım ne yapıyorsun sorusuna cevabı ise "bateri çalıyorum" oldu. Çok şaşırdık diyebilirim. Ya büyüyünce bateri çalmaya kalkarsa. Düşünemiyorum bile evin ortasında :)))
        Diğer resimlerde kapak ve o metal olan tabakla müzik yaptığını söyledi. İlk başta bir iki parçayla başladı.Sonra ben temizlik yaparken yanına bir süre uğramadım.Bütün bulaşık tezgahının altını boşaltmış onlarla müzik yapıyormuş, yemek yapıyormuş, onu rahatsız etmemeliymişim, gidip işimi yapmalıymışım. Tabi sonrasında olan yine bana oldu işim bitti derken birde onları yıkadım.

        Bu da yumurta hırsızı Defne. Geçen hafta sonu Dedesinin yanına gittik. Onlar tavuk besliyorlar. Defne için farketmez hayvan olsunda ister sümüklü böcek olsun,ister tavuk her türlüsünü seviyor. Sevmek bir yana hiç birinden korkmuyor. Bana hiç çekmemiş diyebilirim. Yolda giderken kertenkele arıyoruz. En sevdiği hayvanlardan. Bu ara koca koca tırtıllar var onları eline alıyor ve bana gösteriyor. Tavuklara yem yediriyor. Köpek ve kedileri hiç saymıyorum zaten. Benden ona kedi ya da köpek almamı istiyor. Nerede yatacak, apartmanda beslenmez deyince; "benim yanımda yatar" diyor. Bu kız biraz büyüse benden gizli eve sokak hayvanlarını toplarmı acaba?
       Yavrum yumurta hırzılığı yaparken  horoz bacağını gagaladı. Ağladı biraz sonra "oh ben senin yumurtanı çaldım sonrada  yedim" diye horozdan intik amalmaya çalıştı.
      Ben o kümese giripte oradan yumurta alamam. Bütün tavukların ve horuzun gitmesi lazım ancak o zaman.Köpeklerden korkarım zaten. Eskiden kertenkele önümden geçse yolumu değiştirirdim. Sürüngen hayvanlardan iğrenirim. Bir balık bir de kuş besleyebilrim. Ama bunları Defne'ye yansıtmamaya çalışıyorum. Çünkü inasnalr korkularının bir çoğunu büyüklerinden öğreniyor. Bakalım bu farklılığın sonu nereye varacak.

22 Haziran 2011 Çarşamba

Eski kitapları atmadan önce bir bakın


   Ne çok şey birikmiş. Nedense o kadar zor geliyor ki artık bloğa birşeyler eklemek. Bir çok etkinliği fotoğraflamıyorum artık. Ama fotoğrafladıklarımı da koymaya üşeniyorum nedense. Galiba blog anladı üşendiğimi kolajladığım fotoğrafları bir türlü yükleyemiyorum. Umarım yazı işi bitene kadar düzelir.Sonunda düzeldi.
        Bu etkinliğe benzer bir etkinlik başka bir blogta görmüştüm ama hangi blog olduğunu şuan hatırlamıyor. Biz bu etkinliği birkaç hafta önce yapmıştık. Evde atık kitaplar kol gezince, okulda saçma sapan şu seminerler olunca insan sıkıntıdan kesip kesip duruyor. Bende kullanılmayan kitaplardaki, dergilerdeki resimleri kestim. Karışık olarak Defne'nin önüne koydum. İlk olarak bu çocuklu olan ismini Ayşe koyduğu hikaye ortaya çıktı. Önce resimleri yapıştırdı. Sonra ben o resimle ilgili hikaye uydurmasını istedim. Hikayeleri de resimlerin altındaki boş yere yazdım.
 İkinci olarak resimleri seçmekte zorlanınca doğayla ilgili olan resimleri bir araya topladım. Ortaya çok güzel bir resim çıktı. Üçüncü resimde kardan adamları yapıştırdı fakat sıkıldığı için hikaye uydurmak istemedi.
Hala bir sürü resim var. Defne yapıştırmayı çok seviyor. Bakalım onlardan nasıl hikayeler ortaya atacak.

17 Haziran 2011 Cuma

Atmayın Atmayın!



      Doğrusu artık kendimi Derya Baykal gibi görmeye başladım. Hani diyor ya kadın atmayın atmayın diye bende atmadığım bir gün bir yede lazım olur dediğim şu duvara yapıştırılan resimlerden yaptım bu harfleri. Çok kolay oldu diyebilirm. Kesimi çok kolay oldu. Üzerine küçük resimleri keserken de hiç zorlanmadım.
     Aslında uzun zamandır bende keçeye merak saldım fakat internet üzerinden keçe alamıyorum. Bir sürü çeşit var kalitesi nasıl anlayamıyorum. Kafamda bir sürü proje geliştirdim. Bir çoğunu kağıda çiziyorum ama ortada malzeme yok.  Artık tatil de oldu herhalde ilk fırsatta alıp başlayacağım. Bu harflerde keçe öncesi hazırlık gibi birşey oldu aslında. Defnoşun kapısına yapıştırdık çok hoş durdu. Aslında siyah bulut üzerine yapacaktım. Ama biliyorum ki keçe yapınca bunlara elveda derim o yüzden çok özen göstermedim ve fazla uğraşmak istemedim. Ama elinizde bu duvar resimlerinden varsa ve atmıyorsanız değerlendirebilirsiniz.

8 Haziran 2011 Çarşamba

biy yokmuş biy yokmuş

       Tatlı kızım benim hala "r" leri söyleyemese de sürekli konuşuyor. Ben dinleyemesem de koyuyuyor oyuncaklarını sanki onlar canlıymışçasına anlatıyorda anlatıyor onlara herşeyi. Hepsini ayrı seviyor. Arada alıyor kucağına sanki bir annenin yavrusuna sarıldığı gibi sarılıp "canım benim seni çok seviyoyum" deyip koyuyor yerine. Artık bana da yapıyor. Bazen durduk yere gelip anneciğim seni çok ama çok seviyoyum diyor. Büyüyor bu minik kız büyüyor. 
      Bu aralar takmış vaziyette sürekli  bu Panda Pandi kitabını okuyoruz. Tabi Defne de oyuncaklarına okuyor. Kamera çekimi yapmadığım zamanlar daha düzgün anlatıyor. Normalde kameraya gizli çekiyorum ama bu sefer ikna ettim. Başlayalım bakalım biy yokmuş biy yokmuş...

3 Haziran 2011 Cuma

Defnoş büyürken

            Bu aralar o kadar yoğunum ki ne bloğa ne de kendime ayıracak zamanım kalmıyor. Malum okullar kapanıyor. Bu durumda en yoğun olanlar dan biri olarak koşuşturup duruyorum. Sadece keşke fiziksel yorgunluk olsa keşke bir de üstüne manevi yorgunluk ekleniyor.
  Defne ile yaptığımız hiç bir etkinliği ve yazamıyorum. Yazmayı bırak çoğu zaman fotoğraflayamıyorum bile. Kızçem nerdeyse ikibuçuk yaşında olacak. Sanırım iki yaşa sendromunu biraz biraz aşıyoruz. En azından eskisi kadar hırçın değil. Ağlama nöbetlerimiz biraz daha azaldı. Ama hala paylaşmayı hiç bilmeyen bir çocuk. Bırakın birileriyle oyuncaklarını paylaşmak benim bile oynamama izin vermiyor. Birisi oyuncaklarını alsa kıyameti koparıyor. Ben çoocuğun elinden alıp vermiyorum Defne bu sırada ağlıyor ve sonunda susuyor fakat ilk fırsatta çocuğun elinden alıyor. Bu sorunu nasıl çözeceğimi bilmiyorum.Biraz daha zamanı var diye düşünüyorum  ya da kreşe gidince kendiliğinden düzelmesini bekliyorum.
Bu arada Defne'yi Eylül'de kreşe başlatacağım ama daha bir yer bulamadım. Aslında sürekli kreş istemiyorum. Bakıcımızdan kopmasını istemiyorum. Sonuçta onlarda çok emek verdiler. Bir iki gün kreş bir iki gün bakıcı şeklinde düşünüyorum. Yaşı küçük ve bu yüzden ileride okuldan soğumasından korkuyorum. Bakalım zaman ne gösterecek.
    Bu arlar çigi filmlere takmış durumdayız. En sevdiğimiz film Tigger ve Pooh ile ilgili filmler. Ben Defne'ye Pooh'u Bobo olarak tanıtmıştım. Hatta onun yastığını örmüştüm, halısı da Bobo'lu. O yüzden bir sempatisi vardı ama bu aralar tam bir bağımlısı diyebilirim. Evin içinde ben hafiyeyim diye geziyor. Güzel çizgi filmler aslında ,çocukları eğlendirirken eğitiyor. Genelede davranış eğitimi veriyor. Ben bile oturup izliyorum.
Bide Elmo serisi var.Ama Defne bunu izlerken biraz sıkılıyor.En çok sevimli hayvanlara takmış durumda.
Bir diğer seneğimiz de Maisy. Bunu da severek izliyor. Bu da eğitici bir çigi film ama sade ve daha anlaşılır. O yüzden hoşuna gidiyor.
Tv den de izliyor en çok minisucle, şirinler, üçüzler ve benimle oynar mısın ,diye bir çocuk programı. Bu programda grup şurup şarkı söyleyince kızçem eteğini giyip düğünüm oluyor diye dans ediyormuş. Aslında tv den çizgi film izletmeyi sevmiyorum. Bir kere hiç sonu gelmiyor. Çocuk nerde duracağını bilemiyor. İkincisi çizgi filmler beş dakika reklamlar on  beş dakika.
    Aaa birde bu ara son bestemiz var mutlaka yazmalıyım.  Herkes bilir şu dün minik bir kedi yanıma geldi ne acı ne acı miyavlıyordu.... diye devam eden şarkıyı. Kızçem bu şarkıyı herşeye uyarlıyor. Kedi yerine topu, tokası, babası, halı, terlik herşeyi getiriyor. Ama en güzel versiyorunu buydu. Eşimde bende çok güldük.Yolda arabadayken yapıldı bu beste.
     Dün küçük bir ışık yanıma geldi,
     Ne acı ne acı ışıklıyordu
    Gittim evden oyuncağını getirdim
   Oyuncağı aldı ve söndü gitti.

Yine yazdım oradan buradan işte. Birikmiş birşeyler hepsini kaydetmek istiyorum ama olmuyor işte. Neyse en son Defne'nin bu espirisini yazarak kapatıyorum.
  -Söyle bakalım kaç yaşındasın sen?
- Hımmm ben gözyaşındayım :))

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Lütfen yardım edin

 Resimde görülen direğin  ne olduğunu öğrendiğimizden beri bütün sinirlerimiz harp durumda. İki ay önce yeni bir ev alıp taşındığımızı söylemiştim. Dün değil ondan önceki akşam yolu kazmaya ve yolun ortasındaki bölümde çukur kazmaya başladılar. Yolun karşısında ki sitede de trafo var. Bizde herhalde elektrikle ilgili bir sıkıntı var onu yapacaklar sanıyoruz. Neyse akşam gittiler. Sabah bir kalktık. Karşımızda bu yani BAZ İSTASYONU. Gece ikide gelip dikmişler. Evime tam 12m uzaklıkta. Balkonumun karşısında. Dün akşam bağlamaya geldiler. Bizim gibi birkaç duyarlı insan olay çıkarınca polis geldi. Adamların bağlama ruhsatı bile yokken gelip kurup bağlayacaklar. Neyse dün gece bağlanmadı fakat biliyoruz ki eninde sonunda bağlanacak. Düşünebiliyor musunuz, yolun ortasında işlek bir caddede ve evimin tam karşısında. Ben şuanda kafayı yemek üzereyim. Ne yapılması gerek nasıl bir prosedür gerek hiçbirşey bilmiyoruz. Ne olur bu konularda bilgisi olan varsa yorumlarınızı bekliyorum. 
       Baz istasyonlarının zararlarını araştırdım. Bir çok insan cep telefonu kadar zarar verdiğini söylese de insanın gözünün önünde böyle iğrenç bir görüntünün olması gerçekten korkunç bir şey. Tek düşündüğüm Defne. Onu böyle bir ortamda asla büyütemem. Sabah parka gidiyoruz. Çocuğu sanki tembihlemişler gibi direğin karşısında durdu. Uzun uzun baktı sonra " Anne bu kocaman şey ne "diye ürkek bir sesle sordu. Ne yapmalı ne etmeli bilemiyorum.Ben evde çocuğumla telefonu bile sürekli ayrı ortamlarda bulundurmaya çalışırken  şu işe bak.
  Ya benim anlamadığım şey bu baz istasyonları niye şehrin göbeğine yapılıyor. Sonuçta buralarda telefonun çekmemesi yada bunun gibi sorunlar zaten yok. En azından burada yok niye ya niye anlamıyorum.
 Aslında bugün bloğuma Defne ile ilgili birşeyler ekleyecektim. Bu hafta Defne ile ilgili bir şeyler ekleyecektim. Defne hastalığı atlattı. Bu hafta gayet iyiydi. Maaaaşallah diyorum. İliği sadece sağlık yönünden değil tabiki. Bu hafta öfke nöbetlerini nerdeyse hiç geçirmedi. Uzun zamandan beri ilk defa kendi başına ve oyuncaklarıyla oynadı. Beraber oynayalım demeden.
Dün canının börek istediğini söyledi. Canının birşey istemesi ayda yılda bir olur. Ama evde yufka olmadığı için bende hadi beraber poğoça yapalım dedim. Tabi yine çok eğlendik. Doğrusu bundan sonra Defne ile etkinlik yapmayı hiç düşünmeyeceğim. Biz yemek yaparken çok eğleniyoruz. Minik kuş benimle birlikte poğoçaları yaptı resimde görülen o minik minik yamuk yumuk şeyler Defne'nin poğoçları.  Sonra yumurtlarını sürdü. Sürerken poğoçaların şekli daha bir kaydı. Fırına koyunca da geçti başına pişene kadar bekledi. Tabi sonra ondan çok ben afiyetle  yedim.

  Benim hamarat kızım sadece yemekte yardım etmiyor tabiki ev silerken de eline viledayı alıp kendi odasını siliyor. tabi ben de arksından birdaha siliyorum. 
Bu Su içindeki yumurta ise bizim cam kenarına konan kuşların yumurtası malesef yavru çıkmadı. Defne'de sulu boya yaparken suyun içine attı daha sonra da başka başka şeyler atarak hangisi batar hangisi yüzer diye kendi kendine bir nevi deney yapmış oldu. 
     Bu ara en çok oynadığımız oyuncağımız ise bu ahşap bloklar. Çok yönlü bir oyuncak her yaşa uygun. Daha çok babamız oynuyorda :))  Kızçede babasından fırsat kalınca kuleler, tırtıllar, oyuncaklarına koltuklar, yatklar, hastaneler, parklar... yapıyor. Oyuncağın en kötü yanı halının üzerinde basacak yer kalmaması. 
  Bu balonlar ise Defne'ni yeni resim defterleri. Bütün balonları şişirtip resim yapıyor. Biri elinde patlayacak diye ödüm kopuyor. 
    Dedim ya iyiyiz işte bana eskisi kadar seni istemiyorum ya da sevmiyorum demiyor. Aksine dün poğça yaparken  bonuma sarıldı ve "seni okaday çok seviyoyum" dedi. 
    Böyle işte bir yandan kendi küçük yuvamızda küçük şeylerle mutlu olmaya çalışırken , birileri geliyor ve bu kişileri hiç tanımıyorsunuz bunlar bu küçük mutluluklarımızı elinizden almaya çalışıyor. Nasıl bir adalet nasıl bir dünya burası.

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Defne işte

Tam 6 gün sonra ateşimiz normale döndü. Hala tam olarak iyleşemedik. burnumuz tıkalı, öksürüyoruz, halsiziz ama biliyoruz ki bir süre sonra bunlar da geçecek.
     Bu kitap yığınını Defne yapmış. Ben mutfakta yaklaşık bir haftadır hiç silemediğim ocakla cebelleşirken benim kızçem bütün kitapları tek tek okumuş. Tam ben geldiğimde ise en son aldığımız kitabı almış okumak üzereydi. Bu o kadar güzel bir şey ki bir çocuğun isteyerek okuduğunu görmek.
      Defne bu ara  harflere ve sayılara takmış durumda. Eline boya kalemlerini alıyor. Yak anne f yaptım, T yaptım, A yaptım... Sayıları zaten öğrenmiş. Oyuncak bilgisayarında sayılara basınca sesli söylüyor. Oradan kaptı sanırım. Öğretmek için hiç bir çabam olmuyor. Hatta bu kadar erken öğrenmesi beni korkutuyor. Daha ikibuçuk yaşında bile değil. Okula başladığında çok sorun yaşayacağız. İlgisini mutlaka başka yerlere çekmeliyim. Ama ne olduğunu bulamıyorum. Başka çocuklarla hiç oynayamıyor. Onları sürekli yönetmek istiyor. İşte sen şunu yap ben bunu yapayım gibi. Kendinden yaşça büyük olanlarla pek sıkıntı olmuyor. Fakat yaşıtları pek anlamdığı için anlaşamıyor. Parrkta bile çocuklarla oynamak yerine onları seyrediyor. Yaptıklarını anlamlandırmaya mı çalışıyor yoksa onları izleyerek mi mutlu oluyor anlamıyorum. Kendi başına oynuyor ya da kendisi gibi sakin bir çocuk bulunca ona yanaşıyor. Evde zaten yeni doğmuş bebek gibi kucağımdan inmiyor. Sürekli şunu oynayalım, bunu yapalım. Herşeyi sen yap sen yap. Hadi ben yaptım sıra sende dediğimde başlıyor ben yapmıycam sen yap diye ağlamaya.
Bu iki yaş sendromumu yoksa Defne sendromumu anlamdım gitti. Bu aralar çok yoruldum. Herşey üst üste geliyor. Şöyle atsam kendimi deniz kenarına , alsam elime bir kitap uaznsam çimenlere çok mu şey istiyorum acaba?

3 Mayıs 2011 Salı

Bida geliyse kovucam ben o ateşi

Malesef tam 48 saattir düşüremediğimiz bir ateşimiz var. İlaçların etkisiyele en az 38'e düşürdüğümüz ve o anda sevindiğimiz bir yarım saat sonra tekrar fırlayan bir ateş. İlk defa derecede 40'ı gördüğümüz ve ilk defa bu kadar uzun süren bir ateş. 
Kızçem arada biraz hafifleyince "anne iyleştim bida geliyse kovcam onu ben" diyor ama vücudu malesef kovmak yerine onu bir güzel misafir ediyor. Galiba öyle iyi ağırlıyor ki, biz kovuyoruz ama o gitmemekte kararlı. Bakalım bu yüzsüz misafirimiz ne zaman gidecek. İnşallah çabuk sıkılır da bizi terk eder.

1 Mayıs 2011 Pazar

Hamsiyi koydum tava tavaya...

  Defne'nin en sevdiğim tarafı benimle birlikte yapamasada bir çok işe el atması. Öğrenmeye çalışması. Biz kızçemle bütün kış balık yaparken bareber yaptık. Ama nedense hiç resim çekmek aklıma gelmemişti. Bu da  en son yaptığımız  balık etkinliklerimizden birisi. 
  Balıkları yıkıyoruz ardından yağlayıp tuzladıktan sonra ben tabağa koyuyorum. Defne balıkları unun içine atıyor. Oradan da fırın tepsisine diziyoruz. Tabi bu işi yaparken bağıra bağıra;

Hamsiyi koydum tava tavaya
Sıçradı gitti hava havaya
Hamsinin gözleri yeşil yeşil 
Geceleri uyur mışıl mışıl
Heyamala heyamola 
heyamola hey hey ...

Diye şarkımızı söylüyoruz.Tabi ardından da afiyetle yiyoruz. Önceden balık yapmakatan nefret ediyordum. Üstüne çok sıkılıyordum. Ama Defne'yele çok eğlenceli oluyor.

25 Nisan 2011 Pazartesi

Geciken yazı

Biraz geç oldu ama  23 Nisan etkinliğimizi anlatayım. Bizim okulda 23 Nisan bir gün önceden kutlandı. Bende Defne'yi okula götürdüm.Benimki zaten okul delisi. Sürekli evde okula gidiyor, sınav yapıyor, öğrencileriyle telefonla konuşuyor, oyuncaklarını okula götürüyor ...  Kısacası beni taklit ediyor. Neyse okula bakıcımız getirdi ben sabahtan gitmiştim. Tabi o arada tenefüs zili çalıpta bütün çocuklar bağıra çağıra koşuşturunca kızçem korktu ve başladı ağlamaya. Neyse ana sınıfına götürdüm. Orasını renkli renkli görünce sustu. Biraz ortama alışınca sınıfa götürdüm. Tabi çocuklar başına toplanınca yine kucağına al diye ağladı. Neyse ki çocuklar biraz ilgilenince sustu. Koridorlarda "anne buyası okul mu?" diye koşuşturdu. Sonra tören başladı. Çocuklar gösteri yaparken benim kızçe dayanamayıp. Kendini piste attı. Onlarla birlikte o da popo salladı. Defne'yi ilk defa bu kadar kalbalığın önünde oynarken gördüm. Normalde kalabalıkta delirmiş gibi ağlıyordu. Üstelik hiç utanmadan oynadı. 
Evet sonunda Defne'de olumlu yönde bir gelişme gördüm. Bu başlangıç oldu ve devamı gelsin istiyorum.

18 Nisan 2011 Pazartesi

Misketler çöpte

Geçen hafta sonu Defne doğduğundan beri geçirdiğimiz en gerilimli hafta sonu idi. Cumartesi sabah erkenden kalktık. Defneyi önce yıkadım. Sonra o odasında oynarken bende kahvaltı hazırlayayım dedim. Ben mutfaktayken sen oyuncak sepetini boşalt dibindeki misketleri çıkar ve misketi ağzına al... Mutfaktayken bir öksürük sesi duydum ve içeri koştum. Defne nefes almakta zorlanıyor. Önce kusturdum. Parmağımı ağzına soktum. Nefes almakta zorlanmayınca sordum. Ne yaptın diye? Misketleri ağzıma soktum demez mi? Yuttun mu kızım diye defalarca sordum. Yutmadım çıktı diyor ama emin olmadım ki. Hemen Dr. gittik. Röntgen çektiler. Misket falan gözükmediğini söyledi dr. ama bu misketler cam olduğu için bazen röntgende çıkmayabiliyormuş. Dr. yutsada bir iki güne tuvaletiyle birlikte çıkabileceğini söyledi. Bizde eve geldik. Olay bundan sonra başladı. Eve geldik kızçe bir kustu ki anlatamam. Neyse mikrop kapmıştır dedik. Yatırdık. Uyudu derken birden yine kusma ve bu olay 4-5 kere devam etti. Kalktık başka Dr. gittik. Oradaki Dr. da bunların bazen röntgende gözükmediğini çocuk cerrhisi olan bir hastaneye gitmemizi orada gözetim altında tutmamızı söyledi. Bazen bu tarz maddeler mide girişlerinde takılıp kalbiliyormuş. Neyse Göztepe eğitim araştırma hastanesinde hafta sonu dahil sürekli çocuk cerrahisi varmış. Oraya gittik yine film çekildi yine bişey çıkmadı ama bu arada kusma devam ediyor. En sonunda bir iki saat daha bekledik. Baktık kusma biraz dindi eve döndük. Aslında bizim kızçe üşütmüş galiba. Çünkü gecede ateşlendi. İki gündür ağzına sütten başka birşey girmiyor. Yani iki olay üst üste gelince iyice gerildik. Şimdi hala hasta ama en azından misket yutmadığına eminim. Şimdi bütün misketler çöpte. Bütün ufak oyuncaklarda. Ama bu olayı araştırıken öyle garip şeyler okudum ki. Bilgisayarın klavyesinin tuşlarını bile söküp yutan çocuklar varmış.Nereye kadar herşeyi toplayabiliriz. Bu bilinci nasıl oluşturabiliriz. İlla böyle bir olay mı yaşaması gerekiyor insanın. neyse şimdi korkudan Defne'yi tek başına odada bırakamıyorum. Şimdi de ilk işim deterjanları yüksek raflara kaldımak olacak.

15 Nisan 2011 Cuma

Bu aralar biz

 Şükür kavuşturana mı desem acaba. Bir türlü fırsat bulupta yazmadığım bloğuma sonunda yazbiliyorum. Öncelikle resimde gördüğünüz kuştan bahs edeyim. Daha önce söylemiştim. Ev aldık ve taşındık diye bu ev bize kısmetli geldi. Kapımızın önünde yaklaşık on tane köpek balkonumuzda kuşlar. Site içinde güvercinler, kargalar. Tabi bu duruma en çok sevinen Defne. Konudan uzaklaşmadan, bu güzel kuş bir ara balkona konup duruyordu. Bende ekmek koydum yesin diye. Sonra bir gün perdeyi bir açtım seninki saksıda oturuyor hemde hiç kıpırdamıyor.Defne'yi çağırdım baya bir bakştık. Sonra herhalde kuş üşüdü falan diye düşünürken bir baktımiçinde yumurtası var. Tabi çok sevindik. Defne hemne başladı. Annesi  üşümesin diye otuymuş, Yumuytasından yavyusu çıkacak annesi ona böyle böyle uçmayı öğyetecek diye. Tabi bu bilgilere Tübitek yayınlarının yuvada isimli kitabından sahip. Üstelik bu kuş tam Defne'nin odasının camında yan  yana yatıyorlar.Kızçem sürekli gidip bakıyor. Ne zaman çıkcak diye soruyor.İşte yaşayarak öğrenme diye buna derim. Ehhh artık bebeğimize hediyelerimizi bekleriz.
         
  Evde bunlra var işte. Defne de ise çok şeyler. Artık büyüyor galiba. Dün elleri dikkatimi çekti. İlk hallerini hatırlıyorumda. Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini daha iyi anlıyorum. Ama ben hiç geçmesini istemiyorum. Defne'nin büyümesini ise hiç istemiyorum. Onu hep kollarımın arasında sıkıca tutmak ve bırakmak istemiyorum. Galiba bende bu kuş kadar bile cesaret yok ona uçmayı bile öğretmek istemiyorum. Ama istemesemde yapıyorum. 
O ise ortalarda ben artık büyüdüm kendim yapabilirim, kendim yiyebilirim, kendim kendim..... diye geziniyor. Hırçınlıkları hat safhada. Herşeye nedensiz yere ağlıyor. Artık kendi başına hiç oyun oynamıyor. Bu ara sürekli iki oyuncağını konuşturma telaşında. Üzerini giydirmek işkence. İlla istediği kıyafeti giyecek. Sokağa yağmurlu havada terlikle çıkacakmış. Güzel havada şapka ve atkı takacağım diye tutturuyor. En büyük sorunlarımızdan birisi öfkesini bazen kontrol edememesi. Bize seni sevmiyorum git diye bağırıyor. Bir iki kez bana öfkesinden vurdu. Tabi bu durumda kesinlikle alttan almıyorum. O da yaptığı yanlışın farkına varıp ağlayıp sarılıyor ama artık beni çok yoruyor... Şu bir gerçek bir çocuk dünyaya geldiği andan itibaren zor bir çocuksa hayatı  boyunca da zor bir insan olarak gidiyor. Defne'de öyle geldi öyle gidecek artık değişecek ümitlerimi tamamen kaybettim.
Neyse bu kadar zorluğun arasında güzel şeylerde zor  var tabi bu kamera çekimini yaparken gülmemek için kendimi zor tuttum. Sonra kendisiyle beraber izleyip çok güldük. 

23 Mart 2011 Çarşamba

yaşasın sonunda yazabildim

Oh be!... Herkes gibi bende sonunda derin bir oh çekip bloğuma kavuşmanın sevincini yaşıyorum. Yazmayalı baya uzun bir süre geçti sanırım. 
Bloglara yasak  konulmadan bir kaç hafta öncesinden bu yana bir şey yazmamışım. Hayatımızda çok önmeli bir değişiklik oldu. Hiç ortada yokken ev aldık ve taşındık. Doğal olarak hem iş hem çocuk hem taşınma telaşı derken yazmaya hiç fırsat kalmadı. İnternetimizde zaten birkaç gün önce açıldı. Neyse bu ara iyi geldi bloğumu özledim ve yazacak çok şey birikti.  
Defnem bu aralar iki yaş sendromu mudur nedir yoksa yeni eve taşınmanın verdiği huysuzluk mu anlamadım ama benim kızçe erken yaş ergenlik dönemine girdi diyebilirim. Kızçemi hiç ama hiç tanıyamıyorum. Herşeye ağlayarak tepki veriyor. İnanılmaz bir inatlaşma içerisinde. Ne desem yapmıyor biraz ısrar etsem ağlayıp başka odaya gidiyor. Genelde odasına gidip yatağa kapanıyor. Valla ne yalan söyleyeyim bu duruma biraz gülüyorum. Çok arabeks geliyor. Hülya Koçyiğit misali yani... Zorlu bir dönemdeyiz. Eskisi gibi kitap okumuyor etkinlik yapamıyoruz. Galiba benimde suçum var ev tam düzene girmeyince bende geriliyorum ve bunu Defneye yansıtıyorum. O zaten yeni bir ortama alışmaya çalışıyor. Offff ne bileyim işte en kısa zamanda toparlamaya çalışacağım.
Şimdilik hoşçakalın bir sürü iş beni bekliyor.Hadi bana kolay gelsin.

27 Şubat 2011 Pazar

Bilye böyle oynanır

      Benim kızçem bilyelerle oynamayı çok seviyor. İşin garibi herkes gibi oynamayı deği ayaklarıyla oynamayı. Önce çoraplar çıkar sonra bütün bilyeler tek tek parmak arasına sıkıştırılır. Hemde büyük bir sabırla, bilyeler düşer benim kızçe yine onları parmak arasına sıkıştırmaya çalışır.
Bu oyundan sıkılınca bilyeleri paletimizin deliklerine yerleştirir. Ondan sıkılır mutfaktan havlu kağıdı getirip, onun rulosundan atar. Ondan sıkılır bilyeleri renklerine göre gruplar. Ondan sıkılır bilyeleri dizer ve üzerinden bir tenesini atar tabi bütün bileyler koltuk altlarına gider ve ben :((((  Yani bilye deyip geçmez benim kızçe. Kendince oynar işte.
    Bu da kendince oyunlardan diğeri. Bu bezlere lütfen temizlik bezi demeyelim.       Bunlar benim kızçemin oyuncakları için deniz oluyor, yeri geliyor onların battaniyesi oluyor, yeri geliyor onların evi oluyor. Bu oyuncaklar denize giderler buraya, oradan çıkıp evlerine gider, batteniyelerini örter ve uyurlar.  Ya dünya kadar oyuncak var sen git temizlik bezleriyle oyna. Kızçe işte.
  Ya bide bu ara en büyük takıntısı kaşları. Valla doğru okudunuz kaşları. Ben esmer kara kaşlı olunca kızçe de tam tersi sapsarı ve ve daha yeni yeni kaşları belirginleşmeye başlayınca. Bana bakıp bakıp "anne menim kaşım yok mu diye soruyor." Eliyle tutturuyorum, aynada gösteriyorum ama bir süre sonra yine soruyor. Bu kız şimdiden kaşı gözü takarsa ergenlik döneminde neleri takar. Yandım ben yandım...

18 Şubat 2011 Cuma

Biraz da Defneden

           Defnem canım kızımdan bu ara  hiç söz etmiyorum galiba. Kızçem büyüyor. Şuanda da yine tuvalete gideceğim diye üzerini çıkarıyor. Çıkarması bir şey değil onu giydirmek sorun. Giymiyeceğim diye kaçıyor.
      Çenesinin maşallahı var diyebilirim. Otomatiğe bağlamış gibi habire birşeyler konuşuyor. Artık masal kitaplarındaki  kahramanların isimlerini oyncaklarına koyuyor.
     Nerden aldın sorularımız hala devam ediyor.
      Bu aralar en favori oyunumuz oyuncaklarını konuşturmak. Yaklaşık bir aydır sürekli karşılıklı oyuncaklarını konuşturuyoruz. En çok hasteneye ve parka gidiyorlar. Bir iki gündür de denize gitmeye başladılar.
   Yırt yapıştır etkinliklerimiz artık yapbozlara kaymaya başladı. Dört beş parçaya ayrılmış resimleri birleştirip yapıştıyor.
Artık paylaşmayı öğrendi. Arkadaşlarına oyuncaklarına veriyor. Ama karşılığında da ondan oyuncak alıyor.
  Babasıyla benim sarılmam çok hoşuna gidiyor. Bizi yan yana görünce babasına hadi "karıcım" de anneme sarıl diye tutturuyor.Sonra da ben anneminde aşkıyım babamında aşkıyım diyor.Normalde yan yana bile oturmamıza izin vermiyordu.
  Yemek olayımız sanki daha düzene girdi gibi. En azından sevdiği şeyleri doğru düzgün yiyor. Ya da herşeyin saçını uzatacağı yalanı işe yarıyor. Her yemekten sonra "aaa saçların galiba biraz daha uzamış" sözü hoşuna gidiyor.
   Bu aralar okul merakı sardı. Sürekli öğrencilerinden bahsediyor. Onlara ödev veriyor. Çok önemli kitapları var( kavramlarla ilgili ) bunları ondan izinsiz elleymezmişim. Bizden çanta istiyor.
Arada ben büyüdüm kendi başıma uyuyacağım diyor. Aradan beş dakika geçmeden anne gel diye bağırıyor. Hoş bir iki kere uyudu bende ümitlendim ama gerisi gelmedi.
  Şarkı söylemeyi çok seviyor. İlk bestesini de yaptı.
  " ben bir minik kaplanım
     zı zıp zıp zıpalarım
     derlerde yüzerim
      lal la la la
    ben bir ördeğim
   vak vak  yaparım
   derlerde yüzerim
  lal la la la"
  İşte böyle Defne ve biz yaşamaya devam ediyoruz. Ama biraz yoğunlu biraz da benim tembelliğimden dolayı bloğumu ihmal ettim.

BEN

             Evet sonunda hafta sonu geldi. Haytımın en uzun haftası diyebileceğim bir haftaydı.Meğer ne zormuş yeni bir ortama alışmak. Yoksa ben mi yaşlandım anlamadım. Eskiden olsa neresi olursa olsun hemen herkesle kaynaşırdım. Şimdi bir haftadır girdiğim ortamda bir iki kişi haricinde kimsenin adını bile öğrenemedim. Aslında öğrenememek değilde belki de öğrenmek istemedim. Aslında buna adımlarımı daha sağlam bamakta diyebilirim.
             Ben oldum olası çok fazla insanla dosta olmamışımdır. Arkadaşım çok olurdu. Ama dost dediğim insanlar bir elin parmaklarını geçmez. Bu konuda çok seçici davranıyorum. Aslında ben biraz geçimsiz biriyimdir. Her şeyi beğenmem. Herkesin sevdiği şeyler bana batar. Sürekli mantık çerçevesinde hareket ederim. Bu yüzden çok eleştirir zor beğenirim. Doğal olarak bu arkadaşlık ilişkilerime de yansıyor. Dostlarım dediğim kişiler beni bu geçimsiz halimle kabul ederler. Yani ben sevdi mi tam sevenlerden sevmedi mi de bunu karşısındakine çok belli edenlerdenim. Hiç bir zaman yapmacık olamayan. Doğru bildiği konularda ne pahasına olursa olsun çenesini tutamayan göründüğü gibi görünen   birisi işte.
          İşte buna birde artık yaşın verdiği sağlam adım atmak gerektiği mantığı yerleşince herşey biraz daha zorlaşıyor. Bu yüzden bir hafta insana bir yıl gibi gelebiliyor.

10 Şubat 2011 Perşembe

Arkadaşlar

         Zaman ne kadar da çabuk geçiyor. Bir zamanlar üniversite sıralarında yan yana oturup Soner hoca'yı çekiştirirken şimdi kucağımızdaki  ve karnızdaki çocukların muhabbetini yapıyoruz.Tabi herkes eğitimci olunca ses tonunu düşünün.Dışardan dinleyenler kavga falan var sanır. Bilemezler ki kısacık zamana neler sığdırmaya çalışıyoruz.
    Resimde görülenlerden en yaşlısı benim. Kucağımda Defne, yanımdaki canım arkadaşım herzaman yanımda olan ve her derdime koşan minik arkadaşım. Şimdi onun okulun atandım. Artık yine hep beraberiz.O da şimdi hamile kızıma bir kız kardeş geliyor. Onu yanında Porselen espirisiyle tanınan arkadaşım çok konuşan ve çok eğlenceli bir kız onun yanında asla sıkılmazsınız. Diğeri tombik arkadaşım bakmayın tombik gözüktüğüne dokuz aylık hamile.Defneye bir erkek kardeş daha.Ha geldi ha gelecek bekliyoruz.Hiç ununtamam onunla tavada pişirdiğimiz kurabiyeyi. En başta ise üniversite yıllarında çok çatlak olan ama anne olduktan sonra çok iyi bir anne olan arkadaşım. Kucağındaki Bulut Defneden dört gün küçük.
  Aslında çok sık görüşemiyoruz. Ama görüşünce zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Hey gidi günler hey!

9 Şubat 2011 Çarşamba

Günün sözü

         Bizim aile için çok güzel bir hafta hele Defne'nin değmeyin keyfine anne tatilde baba izinde sabah kalkıyor ikiside evde. Bir çocuk başka ne ister ki. Bu sabahta kalktı bir yanına baba bir yanına ben yattım. Bir kolunu bana diğerini babaya sardı yüzünde kocaman bir gülümseme ve...
  -BABAMI DA SEVİYOM ANNEMİDE SEVİYOM (küçük bir duraksama veeeee) KENDİMİ DE SEVİYOM.
Bu mudur ? Budur.

4 Şubat 2011 Cuma

Kardan adam etkinliği

Bu kardan adamlar Meraklı Minik dergisini alanlara tanıdık gelmiştir. Geçne ay ki sayısının eklerindendi. Fakat verilen bu kardan adamları oyun olarak giydiriyordunuz. Defne'nin oyun olarak küçük olduğunu düşündüğümden, ben bu kardan adamın bütün parçalarını kestim ve hazırladım. Zaten benim akıllı kızım ben daha keserken kestiğim parçaları üzerine yerleştirdi.  Ben bütün hepsini keseceğimizi sonra yapıştırabileceğini söyledim. Sonra bütün parçaları masasının üzerine dizdim. Eline de yapıştırıcıyı verdim İstediği gibi kardan adamları giydirebileceğini söyledim ve sadece izledim. Dört kardan adamı da yaptı. Sonuncuda biraz sıkıldı ama tamamladı.Mutlu oldum diye diye bitirdi.
  İki yaş çocuğu olanlar için gerçekten yapıştırma etkinlikleri eğlenceli oluyor. Sonuçta parçayı yerine yerleştirme, bir bakıma yapboz gibi düşünülebilir. Tek sorun kesemiyorlar ve keserken zor sabrediyorlar. Bundan sonra Defne uyurken hazırlamak lazım parçaları.
   Kardan adamlarımızdan birini doktorumuza hediye ettik. Kızçem ertesi günü kaydan adamaımı istiyom diye tutturdu. Hediyenin geri alınamyacağını anlattım, iki tanelik daha malzeme var artık kalkınca onları da yapacakmış. Bizim eve gerçekten kardan adam yağmış gibi oldu.

Anneden bebek

     Defne sesli oyuncaklardan hiç hoşlanmayan hatta korkan bir çocuk. Ona hiç bir şekilde sesli oyuncak alamıyoruz. İlk olarak birinci yaş gününde aldığımız emekleyen ve ses çıkaran bebeği de biryerlerde saklamak zorundayız. Varlığını bile hissetse o odaya girmiyor. Bu yüzden güzelim oyuncak bebekler dururken annesinin diktiği uyduruk bebeklerle oynuyor. Oyuncakçıya gidiyoruz sessiz olan bebekleri gösteriyorum hadi alalım diyorum yine almıyor. Allahtan şu bez bebekleri yapmışlarda onlarla oynuyor.
      Bu da aslında dans eden sesli bir bebekti. Hediye gelmişti. Tabi kızçem pillerini çıkartıp birkaç denemeden sonra eline aldı. Fakat bir süre sonra yine oynamadı. Bende kafasını ve ellerini çıkardım. Uzun süre o şekilde kaldı. Diğer bebekler de iyice eskiyince ben hadi becerebilirsem dikeyim bari dedim. Evde doğru düzgün kumaşta yoktu. Eşimin eski bir gömleğini ve evde bulunan kot parçalarını değerlendirdim. Ortaya bu çıktı. Üzerine yelek gibi birşeyler uydurmak lazım. Çok güzel olmadı ama Defne çok sevdi. Bütün gece beraber yattı şimdide beraber yatıyor. Her uyandığında bebeğim neyde diye ağladı. Sonuçta bebek amacına ulaşmış oldu. Bende boşuna uğraşmamış oldum.

2 Şubat 2011 Çarşamba

Hastayız

   Sonunda şu salgın hastalık bizi de gelip buldu. Kızçem sabaha kadar ateşler içinde yandı. Ne oldu nasıl oldu anlamadım. Dün sabahtan hiç birşeyimiz yoktu. Öğlen uykusuna yattı ve uyanır uyanmaz kustu. Sonra zaten kafasını omzumdan kaldıramadı. Gecede ateşlendi. Dün öğlenden beri ağzına sütten başka hiçbieşey sokmadı. Dr. götürdük üç gün ateşi düşmezsse antibiyotiğe başlayın dedi. Aslında görünürde bişey yok biraz boğazı kızarık o kadar. Ne burun akması ne tıkanması var. Öksürükte yok sadece ateş ve halsizlik söz konusu. Anlamadım nasıl birşey bu.
Cimcimemin ortada hiç susmadan konuşmasına ,oynamasına öyle alışmışım ki böyle görünce içim acıyor. İnşallah çabuk iyleşir. Tatildeyim ve onunla birşeyler yapmak için bir sürü planım vardı.

1 Şubat 2011 Salı

Mutluluk

      Sabah yanağıma konan kocaman bir öpücük ve dışarda kar yağdığını söyleyen aşık olduğum adamın sesi. Kalktım minik kuş hala uyuyordu. Perdeyi açtım ve mutlu olmak için çok şeye gerek olmadığını bir kez daha gördüm. Kızçeme süpriz kahvaltı hazırlayayyım dedim ama evde ekmek yoktu. Sonra poğaça yapmaya karar verdim ama maya da yoktu. Neyse ki imdadımıza komşumuz yetişti.Hemen koştum hiç çekinemden çaldığım,aynı zamanda Defneoşumun bakıcısı olan komşuma maya istedim.Tekrar eve koştum. Tabi bu sırada kızçem uyandı. Bizim süpriz suya düştü ama iyi ki de düştü. 
          Kızçemle mutfak perdesini açtık camın önünde başaldık poğoça yapmaya. Bir yandan karı seyrediyor diğer yandan poğoçamızı yapıyorduk. Kızçem sütü koydu, şekeri koydu, tuzu koydu, yağı koydu ve kaşık kaşık unu koydu. O  koydukça şekillendi hamur avuçlarımda. Hamur olunca başladık yuvarlaklar kareler üçgenler yapmaya, içine zeytinler peynirler koymaya. Eee... artık pişme vakti geldi. Serdik sofra bezimizi Tv'nin karşısına, açtık çizgi filmlerimizi ,gel keyfim gel. Hadi dedim kızçem sever bu sabah sürsün poğoçasına çokokremini de.Kızçe mutlu ,anne mutlu.
Bu mudur ? Budur kardeşim.

28 Ocak 2011 Cuma

Hediyemiz geldi

 Minik kuşumuz uçtu geldi. Füsuncuğum sağolsun çok güzel paketlemiş. Defne yardımlarımla paketi açtı. Tabi Açmadan "parmak ağızda şişşşş ne var içine acaba diyerek" .Sonra kuşunu çok sevdi. Rafa ben koyucam diye tutturdu. Masanın üzerine çıktı ve koydu.
Çok teşekkür ederiz Füsun bu bizim ilk blog arkadaşımızdan hediyemiz oldu.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Oradan buradan işte...

     Hatırlıyorumda Defne ilk doğduğu zamanlar ne zaman konuşacak ,acaba ne zaman isteklerini söyleyecek diye çok yakınıyordum. Şimdi büyüdü de beni yoran sorular soruyor.
       Bu aralar en favori sorularımızdan birisi "Bunu neyden aldın" . Sürekli anne koltuğu neyden aldın, masayı neyden aldın, dolabı neyden aldın, tuvaleti neyden aldın, elimizi bıcı bıcı yaptığımızı neyden aldın, halımızı neyden aldın, Otuyma odasının kapısını neyden aldın, pantalonunu neyden aldın, saçlayını neyden aldın,mutfağın kapısını neyden aldın, salonun kapısını neyden aldın...En son banyonun kapısında kaldık. Evde sürekli bu moddayız. Neyden aldın ?
 İkinci Favori sorumuz "Neye güldün" En ufak bir sırıtmam da bile anne neye güldün.   Tv seyrderken yapılan espiriye gülsem dahi açıklmak zorunda kalıyorum.
 Tabi güzel şeyler bunlar biliyorum.Sorması da çok hoşuma gidiyor. Bunalrın hepsini öğrenmek için soruyor.Ama bazen gerçekten abartıyor.Aynı soruyu defalarca sorduğu oluyor.Bakalım sırada hangi soru var.
    Neyse kız çocuğu olanlara müjde. Ben Defne'ye sonunda sebze yedirme yöntemi buldum. Bilirsiniz biz bayanlar saçlarımıza çok önem veririz. Benim kızım da benim saçlarımı çok seviyor. Uzun saçalarım var ve oynamak onun hoşuna gidiyor. Bende Pırasa yerse saçlarının pırasa gibi up uzun olcacağını, ıspanak yerse ıspanak kadar güçlü olcağını, brokoli yerse saçalarının çok olacağını söyledim . Sonra ıspanağı yedikten sonra saçlarını ölçtüm .Babasıyla "ya ne kadar uzamış ıspanak ne kadar işe yaradı diye abartarak konuştuk" .Benim akıllı kızım  inandı çocuk işte . Şimdi evde ıspanak pırasa yersem saçlarım uzayacak diye geziniyor. İlk defa isteyerek ıspanak yedirdim.Deneyin gerçekten işe yarıyor.
Başka alternatiflerimiz de var.  Hekesin evi gibi bizde de yemekler olmadık şekle giriyor. Peynirler geometrik şekillerde kesiliyor, yumurta okus pokus yapılıp kocaman ısırınca sarısı çıkıyor, küçük bütün yiyecekler bebek oluyor, nohut bezelye gibi yuvarlak şeyler ağzımıza basket atılıyor, bir çok yemekte babası hepsini yemesin diye yeniliyor.
   Daldan dala atlayan bir yazı oldu ama sürçi lisan ettikse affola...

24 Ocak 2011 Pazartesi

Pizza sevenlere


         Pizza seven bir aile olarak çoğu zaman pizzamızı kendimiz yapıyoruz. Özellikle eşim bu konuda gayet yetenekli.
      Minik kızımıza da bu yeteneği aşılamaya çalışıyoruz.Pizza yaptığımız zamanlar hamur yoğururken ununu koyar, pizzanın salçasını sürer, kaşarları döker, sucukları sosisleri, ve diğer malzemeleri üzerine atar. Sonra da fırının karşısına geçip bekler. Tabi pişincede afiyetle yer.Bizimde ailece eğlendiğimiz etkinliklerden birisi olur.
 Bu pizza tarifi gerçekten çok güzel oluyor. Aslında başka yerlerde var mı bilmiyorum. Biz bir çok kez pizza yapmayı denedik sonunda bu tarifte karar kıldık. Yapmak isteyenler için tarifi:
 Hamuru İçin:
Yarım çay bardağı sıvı yağ
Bir paket yaş maya
Bir tatlı kaşığı tuz
İki tatlı kaşığı şeker
Alabildiği kadar un
Üzeri İçin:
Bir yemek kaşığı salça
Salçayı eritmek için bir -iki kaşık sıvı yağ
Kaşar peynir
Salam, sosis, zeytin mantar ...
Tarifi:
    Hamurun malzemelerini karıştırıp yoğuruyoruz. Hamur biraz yumuşak bir hamur olacak. Kulak memesinden daha yumuşak.
 Sonra hamurı tepsimize göre açıp üzerine salça- yağ karışımını sürüyoruz. Onun üzerine kaşar peynir. En üste ise diğer mlazemeleri koyup fırına veriyoruz.
 Eğer malzemelerini biraz diri seviyorsanız, hamuru fırında beş dakaika kadar pişirin sonra diğer işelmleri uygulayın. Afiyet osun.

21 Ocak 2011 Cuma

Beklenen süpriz.

     Bir günde iki süpriz ağır gelecek . Tayinim çıktı.  Beş yıldır çalıştığım bu okuldan ayrılacağım tabi ki öğrencilerimden de. Beş yıldır alışmıştık birbirimize. Artık anne çocuk gibi olmuştuk. Hepsinin neredeyse bütün huylarını, hastalıklarını, sorunlarını biliyorum. Onlarda bana bağlanmışlardı. Sene başından beri sene sonu nasıl ayrılacaklarını altıncı sınıfta ne yapacaklarını düşünüyor ,sonra da ağlıyorlardı. Bu ayrılık biraz erken olacak.
    Ama içim çok rahat onlar için çok uğraştım. Biliyorum ki bundan sonra onlar doğru yolu çok kolay bulacaklar. Hep bunu aşıladım. Haklarını savunmayı, özgürce düşünebilmeyi, düşündüklerini nasıl ifade etmeleri gerektiğini, şiddetle hiçbir şeyin çözülmeyeceğini.Bunlar benim en değer verdiğim şeylerdi.
     Evet eminim çok hatlarda yaptım. Yapıyoruz da.Çünkü biz bir insanız. Bir anne evde bir çocuğuna tahemmül edemezken biz ellibeş -atmış çocukla baş etmeye çalışıyoruz. Üstelik onları sadece eğitmeye değil birşeyler öğretmeye de çalışıyoruz. Üstüne bir de görev yaptığımız ortamın koşulları düşüldüğünde ve ailelerin vurdumduymazlığı, bilinçsizliği eklendiğinde daha da geriliyoruz. Bu durumda hata yapmamak ne mümkün.
  Öğrencilerim tayin istediğimi biliyor ve "inşallah çıkmaz "diye dua ediyorlardı. Bense onlardan zaten seneye ayrılacağımızı bunun sadece birkaç ay önce olacağını açıklıyordum. Şimdi bunun gerçekleştiğini söylediğim zaman gözyaşlarına boğulan öğrencilerimi görebiliyorum. İşte en zor yanı da bu... Daha ilk duyduklarında bile kendilerini tutamamışlardı. Şimdi ...
    Tayin istedim çünkü evime daha yakın bir okul .Eski okulumdan farkı sınıf mevcudu az. Onun dışında koşullar pek farklı değil.
      Sonuçta bizlerde insanız ve yaptığımız işin vicdani yönü çok ağır , manevi yönden insanı çok yıpratan bir iş.  Sürekli zor şartlar altında çalışmak bizi çabuk yıpratır.Enerjimizi sonraki  öğrencilerimize aktarmamız için şartların biraz daha iyi olması gerekir. İnsan zor koşullarda çalışınca enerjisi tükeniyor. Sürekli aynı ortamda köreliyor. Yeni nesil çok iyi şarlarda yetişiyor. Bu yüzden bizimde kendimizi sürekli yenilememiz gerek.
    Tabi bunlar benim düşüncelerim. Bir iş yapıyorsak hep en iyi yapabildiğimiz şekilde yapmalıyız. Ben bu mesleği seviyorum ve hep derim kendimi yetersiz hissettiğim anda bu işi bırakırım. O yüzden yetersiz olmamak için çok çalışmalıyım. Hele çocuğum varsa...
  Hoşçakal 5-B sınıfı sizler benim ilk göz ağrılarımsınız. Sizleri asla ve asla unutmayacağım. Biliyorum ki bir gün karşıma geleceğin doktorları, öğretmenleri , mühendisleri, anneleri ve babaları olarak çıkacaksınız.Ve biliyorum ki hepiniz ne olursanız olun işinizi iyi yapan insanlar olcaksınız. En önmelisi insan gibi insan olcaksınız.

 

Şaşırdım...

     Kaç günden beri bloğa birşeyler ekleyemedim. Neymiş bu ya bağımlılık yaratmış. Kendimi sanki günlük işlerimden birini yapmamış gibi hissediyorum. Neyse sınavları bitirdik, karneleri doldurduk. Hoş o da ayrı bir mevzu da bir hafta öncesinden notlar giriliyor. Öğrenciler zaten bütün notları biliyor. Nerde kaldı o eski karne heyecanı. ..Tartışmaya açmak lazım.
   Neyse konu bu değildi. Kazandık!.. Haytımızda ilk defa bir çekilişten hediye kazandık. Tabi bu Defne'in şansıydı ve oldu. Açıkçası hiç beklemiyordum ve az önce görünce de çok şaşırdım. Defne Yaprağı Bloğunun yapmış olduğu çekilişe bizde katıldık. Yapılan çekiliş sonucunda minik kuş bize uçup geliyor. Hemde böyle bir şeyi yapmak istiyordum. Hediye vermeyi hep sevmişimdir. Ama doğum günümde bile bana hediye gelmez; çünkü yaz tatilinde. Bırakın hediyeyi kutlamak bile kimsenin aklına gelmez. O yüzden  bu sevincimi saklıyamıyacağım.
 Füsuna çok teşekkür ediyorum. Ellerine sağlık arkadaşım. Bize ilk defa bu duyguyu yaşatığın için çok ama çok sağol. Artık hediyemizi bekliyoruz.
 Acaba Defne ye bir piyango bileti falan mı çektirsem belki çıkar.

14 Ocak 2011 Cuma

men kendim öğyendim

Evet bu mink kız neler öğrenmiş neler annesi evde yokken. Nereden öğrendiği belli değil.
Akşam  oldu beraber otrurken "men odama gidiyoyum, ışığı kendim açabiliyim" dedi. Tabi ben aç bakalım deyip zıplamasını sonra da anne aç demesini bekliyorum. Sen git sandalyeyi al üzerine çık ve ışığı aç. Tabi ben şoktayım. Sonra sana kim öğretti bunu diye sordum ısrarla ama cevap aynı"men kendim öğyendim". Herhalde ben kısa boylu olduğum için mutfakta sürekli sandalye tepesindeyim onu örnek alıyor. Ah minik kızım şimdiden alışıyor sandalye tepesine bu gidişle anası gibi bücür olacak. Valla süt falan işe yaramıyor. İnşallah onun zamanına kadar bilim gelişirde şu boydan benim çektiklerimi kızım çekmez.Bazen işe yaramıyor değilde otuza girdim ama hala evlimisiniz diye soranlar var. Galiba biraz boy insanı küçük mü gösteriyor ne? Neyse yaşlanınca saçı da boyattıkmı baya işe yarar herhalde.

13 Ocak 2011 Perşembe

Hadi okuyalım

  Defne ve yeni kitaplar. Napalım bizim kızımız bizden oyuncak değil kitap istiyor. O isteyince de bize almak düşüyor. Bu kitapları Defne Yaprağı bloğunun annesi Füsun'un kitap yorumlarına güvenerek aldım. Teşşekkür ederim Füsun gerçekten güzel kitaplar.    Arada sırada gittiğimiz bir alışverişmerkezindeki kitapçıdan alıyorum Defne'nin kitaplarını ama istediğim yayınları ve kitapları bulamıyorum. Zaten çok çeşitli yayın evinin kitapları da yok şu ana kadar tübitak yayınları haricinde bir şey bulamadım. 
Neyse sonunda en çok almak istediğim bir kaç kitabın siparişini verdim ve geldiler. 
Defne tam uyumak üzereyken geldi kargo. Uyku sonrasına bıraktım. Kalkınca Paketi gösterdim. Eli ağzında "şiiiiş ne var acaba, hadi bi bakalım" cümlelerini kuduktan sonra açtık. Tabi görünce "kitap" diye bir çığlık. Sonrasını tahmin edersiniz hadi okuyalım.
Ne güzel değil mi. Bir çocuğun kitabı görünce sevinmesi. Oysa öğrencilerime bakıyorum da. Değil sevinmek okuma saatleri bir çoğu için tam bir işkence. Sadece çekindikleri yada kızmamdan korktukları için okuyormuş gibi yapıyorlar. Tabi onlara kızmamak lazım çocuk ilk defa kitapla, kalemle 7 yaşında tanışırsa, suçluyu başka yerde aramak lazım.
Ya nerden geldim buraya bu yüzden hep çok mutsuzum ve birden kelimeler dökülmüş yazıya. Oysa onlara ilk okuma yazma öğrettiğim zamanlar ne hayeller kurardım. Bütün sınıf okuma saatlerinde deli gibi okuyacak ve tartışacaktık. Nerdeeee... Okuma saati hadi kitapları çıkarın dediğimde bir çoğunun kitabı evde kalır, bir çoğu 4 aydır aynı kitabı okur, kimisi korkudan çıkarr etrafı seyreder vs. Yani benim hayeller bir kabusa döner. Ya ne olur artık kalemin kitabın defterin ne olduğunu bilen ,okumayı seven çocuklara olsun. En azından sorumluluk sahibi çocuklar. 
Hey ANNELER size sesleniyorum. Ne olur çocuğunuza bir kitap hediye edin.Onun geleceği için.
Herkese iyi okumalar.

Bu kitapta küçük bir ayıcığın Ay'a Yolculuğu anlatılıyor. Defne bu kitabı çok dikkatle dinledi. Resimleri inceledi. Ama hiç tepkide vermedi. Sevdi mi sevmedi mi anlamdım. İlerde göreceğiz.

Eeeee....Herkeste olurda bizde olmaz mı? Şimdiye kadar hangi blogta çocukların kitaplarına baksam Feridun Oral'ın Kırmızı Elma kitabına rastladım. Fakat kitapçılarda rastlayamadım.  Gerçekten güzel, akıcı ve görseller açısından çok iyi diyebilirim. Yardımlaşma, dostluk ve paylaşma kavramlarının kazandırabileceği bir kitap. Tavsiye ederim.

Bu kitapta Füsun'un yorumlarına göre aldığım bir kitap. Resimler harika diyebilirim. Kitap kalitesi de öyle. Defne'ye okudum biraz uzun olduğu için sıkıldı bende atlayarak anlattım. Ama koyunun şapkasına bayıldı. Aynısından bakıcı teyzemiz örüyor şimdi.

Rüzgarlı Bir Gün yine tübitak yayınlarından. Görseller güzel fakat ben bu kitaplarda daha çok kendim hikaye uyduruyorum. Çünkü içerik soru cevap şeklinde ve Defne'ye hep aynı şeyleri soruyormuşum gibi geliyor. Ben uydurunca daha dikkatli dinliyor.